Düşmeden şu dünya denilen dar kapıdan sakara,
Diz çök, başını koy secdeye; yalvar o güzel Mevla’ya...
Sakın ha gönül kırma, vaktin varken geç olmadan,
Durma öyle mahzun, dövünerek yalvar yakara...
Eğer içten bir ah ile tövbe edersen şu fani dünyada;
O yüce rahmet, merhem olur elbet sızlayan yarana.
Sakın ümidini kesme! Şükürle sarıl seni yoktan var edene...
Baktım ki ömür sermayesi geçmiş beyhude, geçmiş boşuna,
Ansızın Azrail dayanır kapına, kastedir tatlı canına...
Bir gün gelir, imdat eylersin o ıssız mezar başında;
Lakin kurtla akrep ziyafet kurunca şu çıplak bedenine,
Feryatların ulaşmaz göğe, dökülen yaşlar boşuna...
Vardığın o son durak, o soğuk musalla taşı var ya;
İşte o an geldi mi, dilindeki eyvahlar boşuna!
Gitse de gitmese de hoşuna, o kara toprağa gireceksin...
Sarayların, makamların geride kalacak; tek başına kalacaksın.
Kabir melekleri dizilince karşında, sormaya başlar sualleri;
Eğer dünya meşgalesiyle unuttuysan Rabbinin kelamını,
Akıl baştan çıkar, diller lal olur, dökülür günahların...
Nara götürürlerse o nazlı büyüttüğün bedenini;
Kainat duyar feryadını da, bir tek sen duymazsın...
Çığlıkların arşı titretir de, eyvahlar artık boşuna!
Kayıt Tarihi : 29.1.2026 05:37:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!