gidilir o kente düşler karabatak uçar
kanatları takılır az da olsa kalktığı göle
durulur sonsuzluğunda su
varılır o kente kendiyle yorulur yolcu
gecenin camında yansıyanı tanımaz ama
bir kenara atılmış boşluktan, kağıttan ve yanıp sönerek dikkat çekmeye çalışan meyvelerden pencerendeki ışığı izlerdim. yolumun mutlaka o ışığa doğru kırılması, eğilmesi, bükülmesi, bozulması, erimesi gerekirdi. orada sen ve ışık olurdunuz. kimsesiz ve anlaşılan kendinizden bir eksiktiniz. gece, sizi tanımlamaya yarardı ve ben de belki bunun için gelirdim kendimin olmadığı iklimsiz yere. gece, sizi unuttuğunuz bir şey gibi tamamlamaya yarardı. aklınıza eksik gelen bir şarkıyı örneğin ya da gecenin son kez nefes verdiği bir gölgeyi.gece eksiği tamamlarken siz de oralardaydınız. ve ben de belleğimin yittiğini bilmeyen biri olarak arardım.elimde iki onlu bir dokuzlu varken arardım hem de. pencerendeki ışık ve pencerendeki sen bir perdenin arkasından görünürken hem de. ne yalan söyleyim güzeldiniz yalan olacak kadar. katmanlarınız –senin ve ışığın- bir sayılabilirdi. vedalaşmak için merhaba dediğinizi düşündüm. bunları düşündüm görünen ışığında. bir hücumbot kaydı denize. fark etmedin. saçını fönlesen fark ederdin oysa. sözcüklerini hemen astın ve çorabını ve eldivenlerini ve yüzünü ve üşümemen için ne gerekiyorsa onu. ve ben dışarıda kaldım. gerekmedim. kıt değildim.
beni yaşadığıma inandırdınız.
bir silah sesi duyuldu gözlerinden serçeler uçtu
gizli bir dehliz bulduk sevenlerin kazdığı
nasılsa bırakılmış ayakizlerinden yürüdük
yaşamın sarımsak koktuğu ne kadar güçlü koktuğu
odan çıktı karşımıza sarıldık öpüştük
kimse hal hatır sormadı pencere buna dahil
bi sürü noktalama işareti hayatımız, işte ondan belgesel
çekimi için imlanın örtülü ödeneğinden pay aldığımız bir yalan
her birini kan revan içinde yazıyoruz her bir dize konsantre
bir yazı bir kışı özetliyor bir dize, kem gözlerden saklanan bir dize
noktalar koyuyoruz ah büyük başlıyoruz yeniden küçük harflere
bir demet harf atıyorsun bana Japon tarzında düzenlenmiş
burnunu havaya dikince uzaklık
ta kokusu alır eksik gidişlerden
çeker gözlerini dudağa kapatıp üç büklüm
her hayvanın bildiği bir gizdir koku
seni bana getirdiğinden habersiz
seni, sevdiğim şehir
bir yüreğin pili attığın parklar
biter...
gözucum dokundu kırılan kristaline
orda öyle oturmuştun üç merdiven inip
dere kenarında susuz bakıyordun kapıya
geciken bir vücut bekliyordun sendeki bana
garsondan beni istemiştin belki-çay ve iki pi
siyahlarını giymiştin, dokunsam ağlayacaksın sandım
dokunmadım- ki dokunmak güldürür
piknikte yakılan ateş kadar
tehlikeliydim
bir ormandın çünkü
kendi seslerinden
yüzünün ardına gizlenmiştir saçların, durur...
kilitli bir çantada saklıdır hala kokun
ne kapı zilin var ne adresi sesinin
giz’dir çağırdığım sorgusuz beni bulur
eskimiştir diye atılmayan şeylerden biri
bir yuvarlak dünya alt alta sıralanan
parmak ucu kişiliğinde ilikleri
açık ya da kapalı gözleriyle, korkak
ondan bir kavuşma yaptılar, bir hüzün
dikerek düş kuyusunun ipiyle tek tek
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!