EVLER-DEVLER
Evler ah! Eski müstakil evler
Sahipsiz dilsiz evler
Kagir betonarme
Cüce kaldı kerpiç evler
Evler ahşap çelik teneke
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Kırılmazsa dev çarkların azı dişi
Çok zor doğanın işi
Devran dönüyor, çağlar değişiyor.
Doğa bilinci, her zihne yerleşmeli.
Tebriklerim ve sevgilerimle.
Her çağ, 'kendi devini yaratır...'
Kimi doymayanından olur, kimi de masallardaki kadar şirin mi şirin...
Dilerdik ki 'ormanlar', yeşillikler devleşsin... Ekonomimiz mesela... Gelirlerimiz, refah düzeyimiz devleşsin...
Evler de, 'ev gibi' kalsın... Bahçesiyle, çitiyle, çiçeğiyle, insanıyla...
Tebriklerimle, İnci Hanım..
Yorumlar güzel şekilde ifade ediyor mısralar iyi bir gözlem iyi bir anlatım sizlerin zengin haznesi saygılarımla****
İnci Hanım şiirinizde çok önemli bir konuya değinmişsiniz..Eleştirel tarzda ki bu şiirinizi de çok beğendim.Duyarlılığınızdan dolayı sizi kutlar bu konuda sizinle aynı düşünceleri paylaştığımı da belirtmek isterim.
Vahşi kapitalizmin en rant alanlarından biri İnşaat Sektörü'dür.
İlkin toprağa bağlı,klasik tarıma dayalı yaşamlarını sürdürüen Anadolu'nun kırsal üretici gücünü kentlere çekmeye çalıştılar.%70'e /30 olan köylü/kentli dengesini on - onbeş yılda tersine çevirdiler.Sonra da kentlerde hızla yeni alanları imara açarak betonlaşmayı yasal hale getirdiler.
Bugün salt büyük kentlerde değil,göreceli olmasına karşın Anadolu'nun iç kentlerinde,ilçelerinde de durum aynı.Yerin rarihine,coğrafyanın fiziki koşullarına bakılmaksızın toprağa ilk kazma vuruluyor;bir de bakmışsınız ki koca bir gökdelen üzerinize yıkılacak gibi duruyor.
Bu bozulmanın, bizzat devlet'tin onayıyle yasal kılıfı sahiplendiği herkesin malumudur.
Usuma Oktay AKBAL'ın AŞKSIZ İNSANLAR adlı öykü kitabında -SANIYORUM- 'Eski Ev' başlıklı öykü geliyor.
O öyküdeki ev'in yerini kim bilir şimdi ne almıştır? Öykü kahramanı yeniden aramaya koyulsa 'sandık kokulu odanın' o özel kokusunu bulabilir mi acaba?
Çok dertliyim bu konuda Değerli GERMENLİLER Kardeşim,çok dertliyim.
Küfür yağdırasım geliyor buradan...Kirletmemek gerek bu has şiiri.Bağışlayınız lütfen.
Kutluyorum Efendim.
Erdemle.
O devler ki; Doymaz ne karnı ne gönlü
Bozulmadan iyice dengesi
Kırılmazsa dev çarkların azı dişi
Çok zor doğanın işi
insanoğlu yavaş yavaş kendini yok ediyor,
yarınlar kimin umrunda,herkez günlük menfaatler peşinde.
yüreğinize sağlık değerli şairem.
Maalesef bir gerçek. Güzelim gök yüzünü kapatan, yer yetmiyormuş gibi göğü de kaplayan çirkin yapılar güzel İstanbul'umuzu mahvettiği gibi çoğu büyük şehirlerimizi ve insanlarımızı da keşmekeş bir yaşantı içine soktu. Kupkuru,gri yapay; sanki olmazsa olmaz bahçesinde bir havuz bakımsız çimlerle klişe bir görüntüyle görüş alanımızı kısıtladığı gibi yeşile de hasret bıraktılar. Bursa'ya yeşil Bursa denirdi ama zamanın acımasız eli, aç gözlülük; doymazlık bu büyük şehrimizin üzerinden de bir silindir gibi geçti.Yazık, çok yazık.Şairler aynı zamanda iyi bir gözlemci ve tarihin tanığıdırlar. Güzel bir konuyu akıcı yalın bir dille şiirleştirmişsiniz tebrik ediyorum İnci hanım sevgiler.
Günün gerçekleri.Verdiğiniz anlamlı mesajı kaç kişi değerlendirebilir ki!İşte sevgi dolu güzel bir yürek, işte duyarlı yürek. şiir zevkle okunur ve tam puan +ant. kuyluyorum selam olsun.
Bu şiir ile ilgili 8 tane yorum bulunmakta