Evlat vardır sırtında gaf dağını aşırır
Evlat vardır düz yolda yolunu şaşırtır
Kimi kanat olur göklerde uçurur
Kimi sırtında dağı gibi kamburdur.
Rabbim verecekse evladın hayırlısını versin
Kimseye evlat cefası, evlat acısı çektirmesin
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




USTAM O EVLADA ŞÖYLE DEMEK İSTERİM.
-Oğula Oğüt
Güleç yüzlü olda yakıcı olma
Tatlı sözlü ol da yıkıcı olma
Verdiğini başa kakıcı olma
Mecliste bir kere anma ha Can’ım
Dilinden bal akar insan sanırsın
Yararcıdır verir ihsan sanırsın
Türlü çiçek açar nisan sanırsın
Yaz bahar ayında donma ha Can’ım
Her gördüğün yurda konup göçülmez
Bilmediğin elin suyu içilmez
Dost bilip herkese sırrın açılmaz
Diline sahip ol yanma ha Can’ım
Yalan ile yârin gönlü alınmaz
Sev deyince hiç sevdalı olunmaz
Gönül kuştur uçar gider bulunmaz
Bülbül değilsen güle konma canım
Gereksiz sözlerden midem bulanır
Kimileri akbabadır dolanır
Leş yemişte kanı revan yalanır
Her yüze gülene inanma Can’ım
Dostun hası kara günde bell(i) olur
Kem sözlerden yüreciğin kül olur
Gönül sever görmeyince del(i) olur
Her güzeli güzel sanma ha Can’ım
Kazan yanında gezen olur kara
Densizin sözüyle düşersin dara
Hal bilmezler yürekte açar yara
Riyakâr sözüne kanma ha Can’ım
Bin dost azdır dostlarını çok eyle
Bir düşmanın varsa çoktur yok eyle
Gözünü gönlünü daim tok eyle
Terlemeden servete konma Canım
Ölenin borcunu diriler öder
Hay hay ile gelen servet tez biter
Cahil dost insanı canından eder
Cahil ataşında yanma ha Can’ım
Okur isen işte insan önünde
Kimi insan kimi hayvan donunda
Her insanın hata vardır dününde
Sonuca bakıp da kanma ha Can’ım
Koyu olur yüce dağın gölgesi
Engin olur insanların bilgesi
Çiçeksiz ağacın olmaz meyvesi
Kavrulsan dalına konma ha Can’ım
Sevda çekmeyince yürek durulmaz
Varsıllardan yoksul hali sorulmaz
Bilmeyince doğru yola varılmaz
Hak yoldan bir adım dönme ha Can’ım
Vereceksen dökül ki alıç gibi
Dik durasın çekilmiş kılıç gibi
Çok bil ama eğilesin hiç gibi
Zalimin önünde sinme ha Can’ım
Tuzaklar hep bir yem ile kurulur
İnsanoğlu yana yana durulur
Günü gelir her yaptığın sorulur
Elinle ateşte yanma ha Can’ım
Dostuna köle ol kulun edesin
Yâri öyle sev ki Leylan edesin
Söze sahip ol ki kölen edesin
Şarabın rengine kanma ha Can’ım
Bir gün elbet ölünecekse eğer
Vatan namus insan ölmeye değer
Kurdu it eden bir kakaç etmiş meğer
Her verileni ihsan sanma Can’ım
Mahmut NAZİK 10. 05. 2008 MERSİN
amin inşallah güzel bir anlatım daha....:))
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta