ESKİCİ
O yıllar, eskicinin iki eli ve iki eski bisiklet tekerinin taşıdığı arabasında çinko taslar, sahanlar bulunuyordu. Daha sonra çinkoların yanında alüminyum tas, tabak, hamur ve çamaşır leğenleri görülmeye başladı.
Eskici:
'- Taslar, tabaklar, leğenler! ' diye duyulduğunda kadınlar, ellerindeki işlerini bırakır, daha önceden hazırladığı süvarilikli (dizleri ve kıçı yamalı) hatta yırtık bir pantolonu, ceketi, gömleği, ya da kalaylanması gereken bakır bir kap-kacağı koltuğunun altına sıkıştırır, eskicinin arabasının başında toplanırdı.
Mutfaktaki kap-kacağını yenilemek isteyen kadınların arasından biz sümüklüler başımızı uzatır, kenarlarında mavi ya da siyah çizgisi olan beyaz çinko sahanların ortasındaki sedef gibi parlayan, başımızı aşağı-yukarı hareket ettirdikçe renkleri değişen gözalıcı altıgen süse bakardık. Henüz oksitlenmemiş alüminyum leğenlerde de tekdüze renkler değişirdi ama çinko sahanların ortasındaki kadar albenisi olmazdı.
Bası-kesi, çelik-çomak, yazı-tura, kütük, beştaş, yakantop, kaçak-polis, hatta çaput bir topla futbol oynayan çocuklar bile oyunlarını bırakır, eskiciyle analarının ya da komşu teyzelerin yapacağı değiş-tokuşa tek tek odaklanırdı.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta