Zamanın nasır tutmuş parmakları arasında bir tespih tanesi gibi çekilen o eski mevsimde, ruhun sarayları henüz hıyanetle tanışmamıştı. Biri; şafağın en bakir ışığından süzülmüş bir asalet, diğeri ise karanlığın bağrında bir kandil gibi yanmaya ant içmiş bir sadakatti. Onlar, aynı kalbin iki ayrı yarısında mahpus, birbirine akamayan iki ırmak gibi hırçındılar.
Gecenin tenine sinmiş o yanık dengbej çığlıkları yükselirdi Botan’ın sinesinden. Bir klamın en içli yerinde, gırtlağın o mahir titreyişinde saklıydı onların sızısı. Dengbejin sesi, sadece bir ezgi değil; bin yıllık bir gurbetin, toprağa düşen ilk cemrenin ve kavuşamayan parmakların feryadıydı. O ses ki; "Lo" dediğinde sarsılan dağlar, "Lê" dediğinde diz çöken ovalar şahitti bu yangına.
"Aşk, bir klamın en tiz perdesinde nefesin kesilmesidir; zira söz biterse ruh konuşur, ruh konuşursa dünya susar."
İhanet, bir saray dehlizinde pusuda bekleyen zehirli bir sarmaşık gibi dolandı boyunlarına. Bir yanda parmaklıkların ardında eriyen bir irade, diğer yanda hicranın ateşinde kor olan bir zarafet... Onlar, vuslatı bu kirli dünyanın sofrasında değil, toprağın o kara ve mukaddes sükûtunda aradılar. Birinin nefesi kesildiğinde, diğerinin kalbi çarpmayı bıraktı; çünkü bir gövdede iki can değil, iki bedende tek bir yok oluşlardı.
Adettendir,seven vurulur
Sevilenindir gurur
Sevgi dolu dizgin
Sevgi içten
Sevgi savunmasız




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta