GÖKKUŞAĞI
Otuz yıl önceydi indim leventte öyle bir solgun
Boğazı ilk geçişimdi öyle yandı böğrüm öyle heyecan
İstanbul dedikleri neydi neydi bu cendere
Eğeliye zor gelir yağmurlu bir İstanbul gecesi
yaradan uzun ve dolu bir ömür vermişken
zeytin ağaçlarını solur son nefesin
ve denizin şiirin ya o güzel körfezin
zordur o an gelir ille de ille de Azrail
Benim tüm sevdiklerim Sonbahar da gitti
Dalda kiraz açtı dediler
Kışı özler oldum gene
Ciğerime doldukça
Yangını asiliğimin
Edipin türküsü işler kanıma
Geçipde giderken gün
Acı dediğin nedir dostum
ne vücudunun dibinde bir ağrı
nede oluk gibi akan kan
Acı dediğin dostum
bazı gün hep yaşadığın
Meydanlar dar gelir bana
ben denizler isterim
Sıkıştırır bastığım yeni pembe taşlar
Tekleyerek giden kalbimi
Ben dedeme gittiğim yolun
Özgür anadolu taşlarını isterim
Sen burda yüzün ağlarken
Öbür yanda diğer yüzün güler
Çift yaradılmış denilirken
İnsan ben benim diye gürler
Beyninin yarısı sen yarısı sende yok iken
Aşar sesim dağlar ardı
ben kardeşim duymaz mısın
bir kaş ile gözüm ayrı
sen yüreği görmez misin
Bu deniz ege denizi
İnce ince elleri
tıpkı yürek aynasıydı
bir karınca ezmemek tabiki yalansa
o belki on karınca ezmişti
elinde kadeh
Bıldır bıldır bıldırcın
sana gelir ne iması
kadın bacağı
ya da kalçası
Yemişim baldır tadı
hamamda baldır sefası
Bir dölek yoldayız faytoncu umarsız
bir gam ki gecede öylede mor deniz
atın yellerinde gümüş
başında kadıkaçıran
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!