30 Haziran 1984 yılı bir Ramazan Bayramı sabahı annesi kuyudan su çekerken annesinden koptu. Annesinin fenalaşması üzerine öğle vakti Salarlı köyünden Uzunköprü Devlet Hastanesi'ne taşındı ve hemşirelerin 'Bayram geliyor? ' nidası içinde cıyak cıyak bağırarak plasenta kopmasıyla annesini ve kendisini zehirleyip öldüremeden doğdu.
İlkokul 1. sınıfın ilk dönemini okuduktan sonra ailesi ile sülalevi sebeplerden dolayı İstanbul, Bayrampaşa'ya taşındı (1990) . Burada Şair Baki İlkokulu'nda ilkokulu tamamladı (1990-1995) ve Anadolu Lisesi Sınavlarında başarılı olamayınca ailesi kendisini Beşiktaş'taki Büyük Esma Sultan Ortaokuluna gönderdi (1995-1998) .
8 senelik eğitim yasasının geçmesi ile beraber bir Anadolu Lisesi şansı daha eline geçiveren Ersen Alper, bu sefer İstanbul (Erkek) Lisesi'ni kazandı (1998-2003) .
Öss sınavında Yıldız Teknik Üniversitesi Matematik Lisans Bölümü'nü kazanarak buraya 2 sene devam ettikten sonra (2003-2005) öğrenimini keserek Almanya'nın Nordrheinwestfallen eyaletine gidip burada RWTH-Aachen Üniversitesi Matematik Diploma Bölümü'ne kayıt yaptırdı. Halen bu bölümde matematik öğrencisidir.
Annesi Nurper Alper, babası Ersin Alper ve kendinden iki yaş küçük olmakla beraber erkek kardeşi Fuat Alper'dir.
Yazdığı ilk şiiri ortaokulunda yayınlanan Kardelen isimli dergide öğretmeninin ricası üzerine yayınlanmamıştır. Bunun dışında lisesinde yayınlanan Çığlık isimli dergide biri Almanca olmak üzere iki şiiri yayınlanmıştır. Diğer bir kaç şiiri 2002-2003 yıllarında tüm Türkiye'de satan ve birkaç liseli olarak kendi başlarına çıkartmaya çalıştıkları Aksak isimli dergide yayınlanmıştır.
Matematik ve edebiyatı iki farklı sonsuzluğu ve özgürlüğü temsil ettikleri için sever ve ilgilenir. Bunun yanında müzik -özellikle ritim-, tarih ve felsefe ile ilgilidir.
Ailesinin İstanbul'a göç kararının kesinleşmediği ve bundan dolayı köylerinde bir ev yaptırdıkları sırada 5 yaşında olan Ersen Alper'in burada gündüz vakti baykuş görmesi ve bayılması ve de aynı ev inşaatında evcilik oynarken 6 yaşında burada kafasına kocaman bir inşaat tuğlası düşmesi dışında kendisi de alelade bir insandır.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!