İnceden yağıyor yağmur
Ürkütmeden kuşları
Kargaları,
Göçlerden arta kalan kiremit
Yavaştan eriyor.
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Kutluyorum.
Kutlarım
Geçmişe özlem tümüyle...çok şey var... Şimdi ki lerin aç gozlulugu haseti kini cahiliyeti. Adaletsiz sistemde güçte birleşmeleri. Müslüman adı var kendi yok insanın adı var kendi yok adalet degerlerin adı var kendi yok ...
Tebriklerimi sunuyorum...
Kilit hala kitap haline gelmedi mi? Biz anahtar veya kilite zırza deriz. Kilit vurmaya ihtiyaç var.
Yunus deresinde akmak nedir bilirsiniz. Bilen bilir.
Yağmur suları birikintisinin deresinde leğeni gemi yaparak karada hava atanlar bizim denizci olduğumuzu unutur.
Bir kaşık suda boğuldukları yağmuru kendileri yağdırıyor o suda yüzüyor ve kendilerini koltuk ve makam kaparak devlet yönettiklerini sanıyorlardı.
Yunus deresi taştı. Türk frekansı enerjisi fırtınası kasırgaya dönüştü.
Hikaye uzun olduğu için kısa cümleler kurdum. Leğeni batan çocuk büyük bir gemi ile oynadığını sanıyor. Şer denizinde battığını unutarak karaya vuracak bir liman arıyor.
Saygılarımla değerli öğretmenim.
Anadolu da bir yurttaş duyarlılığı eline kalem geçince yazamadan durmuyor işte.
Mustafa Hocam,
Şiir nerelere götürdü bilseniz...Görmediğim zamanlardan sesler getirdi kulağıma, zaman atına bindim ta ötelere gittim...
Ne şahane zamanlarmış büyüklerimizin anlattıkları, kalıntısına yetişip zaman geçtikce de hayran olduğumuz hani...
Fakat esas "şu zaman"meselesi..Zamanın görünmezi de erittiğini böyle hikayeye şiire sarıp da zaman dahil herkesin yüzüne vurmak gibiydi...Bu başka bir boyut....Çok derindi şiirin çağırdığı kuyu...
Can-ı gönülden tebrik ediyorum hocam...
Saygılarımla
Şiir çok çok güzel, acaba ilkel tedavi yöntemleri daha mı saglıklıydı en azından yan tesisleri yoktu diye düşünüyorum
Evler toprak hatta kildi, duvarlar için tuğla ne gezer kerpiçti.
Tebrik ederim Şair
Sayın Mustafa Bay, toprak damlı evlerin yuvak taşları gibi geçmişimizi pekiştiren dizeler için teşekkür ederim. Yaşı yetmişi geçmiş Anadolu insanının mutlaka bir kırık kiremit anısı vardır. Beyninize, yüreğinize sağlık.
Bugünlerin yağmurları hatta rüzgarları bile çok sert... Sertlikleri, despotluğu bir yana bırakırsak... Erime, kaybolma ya da yok olmak... O eski evler yıkılan yerine apartmanlara bıraktı da yıkılmayanlar da yan yatmaya yüz tutmuş, yıpranmış kapılarında kocaman bir asma kilit asılı. O avlularda koşuşan çocuklar yaşlanmış hepsi bir yerlerde. Benim rahmetli ninem de bir keresinde zeytinyağını ısıtıp bir bezle beynının üstüne gelen yerine kızgın yağla tedavi etmişti, grip miydi, soğuk algınlığı mıydı hatırlamıyorum. Mutlaka sormuşumdur da üstünden yıllar geçince unutuluyor bazı olaylar. dedik ya erime değil de yok olma, kaybolma birer birer... Keşke biraz daha uzasaydı dizeler, çok beğendim. Emeğine, yüreğine sağlık.
Nasılda güzeldi, şiir ve zaman.
Gönülden kutluyorum değerli öğretmenim.
Bu şiir ile ilgili 52 tane yorum bulunmakta