Tam altı gün yedi gece... Sedir ağaçları, çıplak ayaklı rahibe ve ben Enkidu. Tam altı gün yedi gece... Orada; yaban otlarının üzerinde sere serpe. O çılgın samba! Tanrım! Utanapiştim! Bu ne güzel işkence! Tüylerim dökülüyordu öpüştükçe.
Sanki bir düşten uyanmıştı. Ayağa kalktı. Kolları iki yanına düşmüş, dizleri rüzgâra bırakılmış yapraklar gibi titriyordu. O zaman bir geyik kadar hızlı koşamayacağını anladı. Korkma, dedi kadın, sen artık insan oldun. Hadi kente gidelim; Çok Uzak’a. Çünkü kent uygarlıktır. Dökülürüz aynı kalıba.
Jöleli saçlar, egzotik kokular, yumuşatıcı kremler, ütülü gömlekler, kanatlı petekler, slikon göğüsler, yapay penisler, eşcinseller, lezbiyenler... Tanrım! Utanapiştim! Buraya niçin gelmiştim?
Elini çabuk tut, diyordu kadın, özel isteklerin özeldir ücreti de; bekleyenler var kapıda. Evcil ve uygardı adam. Öyle yaptı. Kadınsa sesleniyordu diğerlerine: Sıra kimde?
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta