ENFAL SURESİ
Sure adını ilk ayetinden alıyor. Kök anlamıyla ganimetler, hatta çağrışımlarını da dikkate alırsak, bahşiş, lütuf, ihsan, nimet, savaş gelirleri anlamına geliyor.
Tedvinde, yani resmi sıralamada bu sure 8. sırada yer alıyor. Ama nüzul sıralaması tabii ki daha farklı. Bedir sürecinde iniyor bu sure. Onun içinde sahabeden ve tabiinden bu sureye bedir suresi diyenlerde var. Çünkü sure baştan sona savaş hukukuyla, bedir süresi çerçevesinde savaş hukukuyla ilgili bir takım hükümler ve ahlaki kurallar içeriyor.
Hatırlayacaksınız bu sureden önceki sure, yani A’raf suresi peygamberlerle onların inkârcı kavimleri arasındaki o bitimsiz, o insanlık tarihi boyunca süren Hakk – Batıl savaşını işliyordu. Ve hassaten Musa peygamber ve firavun arasındaki mücadeleye daha fazla yer veriliyordu.
Enfal suresi, Bedir sürecinde nazil olması hasebiyle konu olarak şu başlıklar altında inceleyebiliriz bu sureyi.
1. Yevmül Furkan: Hakkın batıldan ayrıldığı gün. 1. çıkaracağımız ilke bu sureden, savaş ahlakı. Savaşta bir ahlaka dayanır, kuralıdır. Yani savaş yapmak, birileri ile düşman olmak, ahlaksız olmayı gerektirmiyor. Savaşsanız dahi bunun bir ahlaka, bir ilkeye dayanması gerekiyor. İman insanı düşmanına dahi bir ahlak götürmek zorunda.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta