Benim dertli halimi sorma sakın güzelim
Ben zaten yıllar yılı mutluluğa ıraktım
Benim için kafanı yorma sakın güzelim
Bundan sonra rahat ol, seni sana bıraktım
Saçma sapan sözlerle canını sıkmam artık
Ağlamaklı gözlerle dünyanı yıkmam artık
..
Deniz kenarlarının süslü evleri yâni
Süssüzü de vardır a
Zenginlerde bir merak
Şu yalı bu yalı diye
Aman Ya Rabbi
Nihayet deniz kenarı
Bunlar hiç çocuk büyütmeyecekler mi acaba
..
KÜSERİM SENLE
Her sabah perdeni açmazsan eğer
Konuşmam inan ki küserim senle
Bir tatlı gülücük saçmazsan eğer
Selamı sabahı keserim senle
..
Sevdası gönlüme,sarılmış ilaç
Yar denilen ateş,tükenmez tende
Denize düşünce,atılır kulaç
Umudun telaşı, bitmez bedende
Sevgiyi koymuşsun,yarin tenine
Acıyı oymuşsun elin itine
..
Çayı, poğaçayı unutmuş,dakikalarca onun ardından baka kalmıştım. Nefesti adı,ve buraya yeni taşınmıştı. Muhasebeciydi,hava alanında,annesi vardı yaşlı.Bunlar hakkında bildiklerimdi,birde hissettiklerim vardı hakkında
Ela gözlerinde bir saat dursam sıkılmayacağım,saçlarının her bir telini ayrı ayrı okşamak istediğim,o kızgın bakışlarına vurulduğum gibi.
Günler geçiyor,ben aldığım her nefesi daha bir sevmeye başlıyordum.
Hemen hemen hergün büfeme geliyor,beş on dakika oturup,trene binip gidiyordu.Sadece sabahları uğruyordu büfeye,dört gözle beklememe rağmen hiç bir akşam,gelmiyordu.Trenden inip hızlı adımlarla karşıya geçiyor,caddede kayboluyordu.
O akşam hiç beklmediğim bir şey oldu.Ben trenden indikten sonra onun yine karşı caddeye geçip,gideceğini düşünürken,o bana doğru gelmeye başlamıştı.Hava kararmak üzereydi,kuru soğuğun olduğu bir Aralık akşamıydı,ve o soğukta büfenin içinde olmama rağmen ben bile üşüyordum.Taaki önümde durup,''Merhaba,biraz konuşabilirmiyiz'' diyene kadar. Şaşırmış,bir okadar sevinmiş, fazlasıyla meraklanmıştım.Benimle ne konuşmak istiyordu acaba? Hemen iki tabure alıp dışarı çıktım,''Buyrun sizi dinliyorum.Ama durun önce iki çay yapayım,hava soğuk üşümüşsünüzdür''
''Yok'' dedi, '' çaya vakit yok''
..
Dünyanın metnini yalayıp yutsan,
Amelsiz ilimden hayır bekleme! ..
Hani derler ya: “Ağzınla kuş tutsan,”
Amelsiz ilimden hayır bekleme! ..
Söz ile saraylar kurar ve yıkar,
Gün gelir sözünden dost bile bıkar!
..
Hayat gölgesinde söngün bir bakış
Bir nefes bir selam sır ifşa dünya
Ne olur görünüz tekrarsız akış
Terk edemediğim ben’im dedim ya
Gıpta etmeyiniz bir yanım yanık
Bendeki mısralar izafi küldür
..
Üzgün görünürsün benim ey sevgili refikam
Nerden geliyor sendeki kasvetli derin gam
Neş'eyle yaşam fırsatı varmış ki kaderde
İhsan edilen ömre henüz gelmedi encâm.
Yetmiş yılı geçtik yaşarız belki de seksen
Tozdan ve gubâdan arınıp kalk yere düşsen
..
sen durup Yesrib oluyorsun
şehrin en işlek caddelerinde
ben hicret heyecanı içinde bir Peygamber
soluğundan yakalayıp Cebrail gibi
"oku diyorum, oku "
sen durup Hucr oluyorsun
..
Ne vakit tefekkür etsem
Başımı iki elimin arasına koyup, derinliğin izlerini sürsem
İçimde nükseden figanı ve feryadı hakkıyla sahibimeanlatabilsem
Ruhum rahatlayacak, kalbim bizar olmaktan kurtulacak,tasavvur başkalaşacak
Hangi rengi elime alsam
..
Kaç zamandır soramadım
İçime attım, meşguliyet adına kandım evet, aldandım
Mütehassis olan bir kalbin incinmesi, hiç söz etmeden edebi nefeslenmesi ne latif
Ve fakat bu hakikati anlamak için hissiyatım, naifliği terennüm ederek, tefekkürün ikliminde inşa edilerek ayılması lazım
Ne vakit zarif birnezaket görsem
Seni hatırlarım, sabrı vekana atını imrenerek hal-i aczi yetime yanarım
..
Polisim ben!
Dayanağım belli, kanunlar ezberlettiler yetkilerimle.
Bindirdiler yetkisiz sorumlulukları vicdanımla bedenime.
Sonra esir ettiler, bütün nezaketime karşı kart vizite.
Polisim ben!
Beklemiyorum fazlasını, keşke herkes biraz anlayabilse.
..
Bin yıllık şanlı tarihimizi de sığdırdılar son yüz yıla
Geçmişe sünger çektiler getirdiler bizi bu rezil hale
O ecdat cihana hükmederken düşünmedi asla hile
Onun adaletine fırtına, kasırga yetişemezdiler bile
Kimse karşı gelemedi ocağa; Alpaslan’dan bugüne,
O ecdadım değilmiydi koskoca Bizans’ı getirdi dize
..
Hassasiyet ve edep
Kalbin irfan sığasından nükseden suhulettir
İnsan ne kadar akıl ve irade bakımından ehliyet sahibi olsa da
Kemali yet ve erdemlilik bakımından mevki edinmesi en zaruri hakikattir
..
Kaldırıma oturup, yollarını bekledim
Gelmeyeceksin diye hep endişe taşıdım,
Her geçen dakikaya yenisini ekledim,
Soğuktu İstanbul’un geceleri üşüdüm,
Bu son gidişin var ya yüreğime tak etti,
Bir gecede simsiyah saçlarımı ak etti,
..
Kim bilir belkide bilmiyorsunuz
Gönlünüzden geldiği gibi kal ediyor ve aksediyorsunuz
Ruhunuz ne kadar dingin, hassasiyetiniz fevkalade ergin,imrendiyorsunuz
Ne kadar isterdim, sevgi nazarıyla nefeslenemeyi, hiçgerilmeden tebessüm etmeyi, ne kadar zarif öğretiyorsunuz
Tabiat olarak poyrazın çocuğuyum
..
3-Görüyoruz ki sistemin iç boyutları içindeki kıyametler, sistemin geneli içindeki işleyişle bizlere yararı olan eğilimdirler. Eski, hurda, hantal yapıların silinip süpürülüp (alt üst oluşla) ortadan kalkması da, bu krizlerle, hortumlarla, deprem gibi felaketlerle olası olmaktadır. Eskinin kehanet ve kâhince olan bilme ya da bilmeye yönelen eğilim tahminleri, bu yasanın; o düzlem içi sezilen ama kavranamayan sihirli güç olacaklarıyla belirmesidirler.
Yedi semiz ineğin, yedi cılız ineği yutması, o günlerin mülkiyetçi gelişme rantına uygun büyümeleri, sistemin iç işleyişle yetersiz verimsiz kalan sistemin aksayan; sistemi fren ilişkilerine götüren az olma; sistem büyümesine cevap veremeyen, büyümeyi taşıyamayan, üretim ilişkilerinin verimsiz kalan kıtlıklarıyla; bu semirmedi büyümelerin, ortaya çıkan çelişmesidir. Semirici olanın cılızı yutucu akım gücü felaketidirler. Ya da düzgünü bir gidişin, kıtlık, doğal afet gibi bir sonuçla aşılacağının mesnet algılı, öngörücü tahminidir.
İşte bu kabil bozulana göre kurulanın denge ilişkilerini sezen, ama yeni denge ilişkilerini eski ilişkilere üzerine yorumlayan anlayış, bir felaketi size kehanet edecektir. Kavrayıştı kişileri güdümleyen bu kabil değişmeler, anlamak istendikçe, anlaşılamamakla; giderek kişi ve kişiler iç sıkıntısına dönüşürler. Bu iç sıkıntının başında düşünme stresi gelir. Kişilerin felaket tellallığı yapmaları gibi görülen gelecekten haber vermeye dek birçok izlek yorum girişmeleridirler bu kehanet tutumları. Tabi, bunun daha çok istismar oluşu ayrı bir durumdur da.
Kişilerin (birçok tahmin yaparlar olan bu kabil sezgin duyarlıların) , kehanetti büyüye dek bilmeleri; bu kabil yasallığın sezilişte oluşla henüz yasallığı ortaya konamamasından kaynaklanır. İç duyumlu olan (iç özne bilmesi olan) ve içi sızlatan (iç özne bilmesi olan endişe) nedenidirler. Kâhinin [yorum, tahmin yaparın (yapar olanın) ] algı bilmeli sezgisi olan, iyi bir gözlem bilirliğidir. Bu gözlem bilmeye dek kaygı ve endişeleri anlatamamanın duyarlı kişide biriken stresi, kişinin içinizdeki açıklanamayan sıkıntı ve felaketi sızlatmaya başlarlar.
..
Ne saklayabilirsin tarihinde öz gençlik,
Al bayrak sarılınca ruhuna üç hilal fırtına,
Geçmiş bir tarihin düş kırıklığı ağır yaralı,
Sokulur usul usul hasretine küskün nehir yalnız kalmış Tuna.
Öyle kıvrılırki gözaltını işgal eden destansı çizgi Sakarya.
Gökyüzünde tarih akar,
Destan akar,
..
Çok önemli güzel şeyler yaşarız,
Ne yaşadığımızın farkında değilizdir, ilk önce
Ağır adımlarla yürürüz üzerine
Anlamaya çalışırız
O yaşadığımız zamanın üzerindeki dikenleri farkederiz
Tek tek çekeriz ama hepsini aynı anda çekemeyiz
İşte o anda endişe,korku çevreler etrafımızı
..
Gidemem özümden candan kıymetli
Olamazsın kalbimin ne kadar uğraşsan çamur illeti
Yol gidenin değil yol yapanın giden kıymet bilmeyenindir
Acıdım aldım seni kalbime, masum bir kendiydi aklım fikrimde
Nankörlük bilirim vardır soyunda
Beni alakadar etmez kalbim temizse
Düştüğün yer olsun yeter ki kalbim
..



