Hayal
Çocuk büyürken hayalleri de büyüyecek sanır
hep bir gün sonrasında gerçekleşecektir
hep sonraya ertelenir
Masum isteklerin gerçekleşir belki ama tadı başkadır
..
Gözkapaklarıma yapışıp gözbebeklerimden içeriye akan
iflah olmaz paranoyaya teslim ederken bedenimi,
yağmur çiseliyor kısacık saçlarıma…
Ve kısacık etekleriyle dört dönüyor etrafımda küçük kız çocukları…
Hepsinin de saçlarına yapışıp kalmış yaklaşan fırtınanın korkusu…
İnce ince damıtılıyor karanlık, atmosferin ücra köşelerinde
..
Dün gece
çöktü üstüme kara bir sis
sanki nisan yağmuru
içimde kaldı düşünce özgürlük
birde umut daldım öylece eskilere.
gölgemi aradım topraklarda
..
2-]Hatta bunlara bağlı olacakla, mülkiyetçi yeni yaşamdaki ilk girişmelerin emeğe sahip çıkılmasıyla, ortaklaşa olandan yararlanmanın sonucu olan ortak beslenme ve ortaklaşa cinsel sağlayış, ortadan kalkınca; bir anda kadınsız ve erkeksiz de kalınmanın sorunları, aklın kavrama alanına yeni girmişti!
Ortaklaşa olan cennet bitmişti. Tabi bunlar bir günde olan, birden olan durumlar değildi. Niceliklerin birikmesi sorunun geniş kitlelerce algılanmasına bağlı, sürekli gel git yapan durumlardı. İşte girilen bu yolun makulü, şimdiki cennetten çıkma, cennet erbabına nasıl aktarılacaktı!
Ortaklaşa ilişkileri tadarak büyümüş; bu baskıyı iliklerine kadar hissetmiş kitleler; şimdi bireysel olanın sahiplenmesini akılca anlaya bilirler miydi? Ya da tersten soralım. Şimdi cennetin koruyuculuğu yoktu. Bireysel emeği oluşturamayanlar ne olacaktı? Ne olmuştu da, bu hale gelinmişti? Ya hep aç, ya hep tok bir dünyadan; birilerinin hep tok, birilerinin de hep aç olduğu bir dünyaya adım atılmıştı. Daldaki bir meyve, tutulan bir kuş, yapılan bir av eti hepsinindi? Şimdi nasıl oluyordu da, bunlar birilerinindi?
Süreç, göz açıp kapayana değin, akıl edene değin; olup bitmişti! Kadının cinsel fetişti çekiciliği, erkeği yenmişti! Böylesi aldatılma sonunda, insan cennetten kovulmuştu! Bu bir grosteski nedendi. Aslında burada insanın (kadın ve erkeğin) ortaklaşa yaşama göre insanın; yeni yaşamla lüks ve rahat yaşama varmanın ayırımını görmekle, gözü açılmıştı. Cennetin bilmezi olan âdemlerin gözü, cennetin dışındaki bilme ile açılmıştı. On binlerce yıl süren tek düze sosyal birlikti komün yaşama göre, şimdiki hırs ve tamahın, egoizm çekiciliği vardı.
..
Dün gidenler oldu,
Hiç gelmemiş gibi.
Dün gidenler oldu,
Hiç gitmemiş gibi.
Dün gelenler oldu,
Hiç gitmeyecekmiş gibi.
Dün gelenler oldu,
..
Saklambaç oynayıp gizleniyoruz,
Evet dersem çıkma, hayır dersem çık.
Büyük biraderce izleniyoruz,
Evet dersem çıkma, hayır dersem çık.
Dünya da, yurdum da çok şeye gebe,
Endişe içinde hemşire, ebe.
..
Yine saatin on ikiyi vuruşu
Yine vuslat, yine hasret sarar
Makber süzülse de
Yılmaz, dolar taşar derinliklerimden yaşlar
Gecenin hüküm ısmarlayışı
Sorgusuz, sualsiz bana yalanışı
..
Sadece ışıkların göze geldiği, sisli puslu gecelerde ümit ilahi güçlerle tahayyül edilir. Hani o fırtınaların ulu ağaçları kökünden tutup sürüklediği dehşetli anlar yok mu, o ölümün veya ölümle kol kola çaresizliğin çok yakınlarda olduğu hissedil ipte, aman dileyecek bir kimse veya dalından tutulacak bir kök, bir ağaç, bir ot parçası olmadığı anlaşılınca son çare kişi yüreğinde yaşadığı ümidi Tanrısallaştırır. Ta ki, ecel terleri şakaklarından aşağı akmaya başlayıp ta, yaşanılan endişenin ehemmiyeti, önemi ve alternatifsizliğinin düşüncedeki soğukluğu kalp atışlarına sekte vurduğu iyice anlaşılınca, kâinatta gerçek Yaratıcının var olduğu kabul edilir. Ve son çare olarak o Yaratıcıya, inanç ve sadakatle söz verilir, imdat kemendi atılır.
Sandal barınağında sabaha uyanır. Gözlerinin etrafında akşamın ıstırabından kalma kan çürüğü haleler vardır. Kıyıdaki kayık, “nasılda korktun ama! ” dercesine edalı bir şekilde sallanmaktadır. Tehlikenin geçmişliğinin tadında derin nefesler alarak, yaşananların üzerinden şöyle bir geçer; Sanki birkaç saat önce daralan hayat yolundaki binek şu ahşap kayık değildir. Beklide o başkadır, bir canavardır. Zira baktıkça, üzerinde hiçbir endişe ve korku izi görmediği sandal, “unuttum, ben bir şey görmedim, bilmiyorum! ” der gibidir. Dahası bütün bu olanlar, küçük bir uyku aralığında görülmüş kabus, kötü bir düş gibidir.
Yarım ağızlı, kayalardan oyma bir mağara kovuğunun ufkundan deniz o kadar uslu mülayim görünmektedir ki, çaresizliğin doruğunda gerçek Tanrıya verdiği (eğer kurtulursam dediği.,) sözler, bu tatlı görünüşün tahtasında hızla silinmektedir. Hafıza kayıtlarında yaşadığı dehşet ve korku ile ilgili şahitlik edecek hemen hiçbir müspet delil iz ve işaret yok gibidir. Zaman süratle ahdini sakata almaya koyulmuştur, derken bir boş vermişliğin esiri olmaya gönlü çoktan razı gelmiştir ve vefasızlığın tarafındaki açık yakın, ziynet süs ve görünür güzellikler gönül e (nefse) pek daha hoş gelmektedir ki, daha önceden de olduğu gibi afakî fırsatların içine hesapsız dalıp gider.
Devam ederken hayat, kişi irili ufaklı korku ve ümit arası olaylar, hadiseler, tereddütler, tehlikeler görür ve yaşar. Bunların hepside öncekilerin tıpkısının aynısı gibidir. “Ahde vefasızlık! ” Bir kolaycılık, bir alışkanlık, huy haline gelmiştir. Ne zaman aklı ve vicdanı onu sorguya çekip öz eleştiri yapmaya zorlasa, hep “belki.,” leri vardır. Beklide yüreğini vurup kurtuluşa erdiğini sandığı Tanrı, ona onun hissedip kabul ettiği gerçek değildir.., gibi kendince masum mazeretlerin ipine sarılarak, kendini asıl olan gerçekten hıyanet tarafına doğru çekmektedir. İrade torbasında vehim, vesvese, hak, hakikat, aklıselim ve realite gibi kararların hepsi mevcuttur ancak kişi hemen her seferinde adeta tombala çekmektedir.
..
GELDİ İLKBAHAR
Çiçekler açmış kırlarda,
Arılar dolaşır çiçeklerde,
Minik kuzular yaylada,
Bak geldi ilkbahar
..
Sizi kanemiciler!
Sizi vahşiler sizi!
Siz hiç;
Bir çocuğun gözlerinden baktınız mı savaşa? ;
Siz hiç;
Bir çocuğun bir çocuğun gözlerindeki karanlığa düştünüz mü?
Siz hiç;
..
Yürekler hoplattım ödler kopardım,
Gönlümün bitmeyen savaşlarında…
Isıtır pişirir dürüm yapardım,
Sevgi sofrasının lavaşlarında…
Halden anlar oldum hem biliyordum,
Nemlense gözlerim hep siliyordum,
..
Göklere, yerilinyüzünüle ve
Dağlara sunulunduk.
Onlar yüklenmekten çekilindiler.
Endişe düşülündüler
Fakat inilinsanılın
Onu alınılındı, yüklenilindi.
Buyurulunması, hadisenin
..
bir eylül sabahı çalmıştın kapımı
belliki yanlızdın tıpkı benim gib
bir sığınacak dosta ihtiyacın vardı belli
ağzımdan ilk çıkan kelime şimdi aklımda
hoş geldiniz bu fakir haneme buyrun buyrun
geçin içeri derken anlıyordum
içinizdeki korkuyu
..
Çok geç kaldım yarına ezildim zamanlara
Artık hiç bir güvenim kalmadı insanlara
Bir neden arıyorum bütün yaşananlara
Yaşanmış yaşamları yaşamaktan yoruldum
İnandığım değerler kalkmışlar tedahülden
Yazdığımız isimler silinmişler sahilden
..
''Üze teŋ ri basmasar asra yir telinmeser,
Türk bodun iliŋ in törüŋ ün kim artatı udaçı erti."
Bilge Han söylüyor; Ey Türk,
Şu gökte yer çökmedikçe.
Yurdumuzu etmeyiz terk,
Altta yer delinmedikçe.
..
Yazıktır kalbine sitemler etme,
Kimseyi kandırıp,endişe etme,
Yolunu değişip,uzağa gitme
Senin gözlerinde sevgi var Gülüm
Aynaya bakıp da düşünme gülüm,
Bitirir azabın kendini gülüm,
..
Kaldırıma oturup, yollarını bekledim
Gelmeyeceksin diye hep endişe taşıdım,
Her geçen dakikaya yenisini ekledim,
Soğuktu İstanbul’un geceleri üşüdüm,
Bu son gidişin var ya yüreğime tak etti,
Bir gecede simsiyah saçlarımı ak etti,
..
Kardeş gözüyle bakıp aşk ilanını
Saygıdan sayanlara dikkat et gönül
Mertliğin üzerine kur planını
Endişe duyanlara dikkat et gönül
Sevmekte sevilmekte duruşu ciddi
Olmayanlar zamanla aşıyor haddi
..
BİR DOST BİZE KIRILMIŞ
Bir dost bize kırılmış
Derdimi bölmez oldu
Bilsem neden darılmış
Halimi bilmez oldu
Kar olsa erir geçer
..
Özlem dedikleri bu mudur bilmem,
İçimimize ateş, kor düşer canım...
Acı, ıstıraplar yakar kavurur,
Alev alev olur har düşer canım.
Ayrı kaldık sen orada ben burda
Bedenimiz harap, ruhumuz darda
..



