Gizleniyorsunuz. Şimdilik bir ağaç kavuğunda yada bir taş ardında belki de bir asma gölgesinde rahatınızın kaçmasına izin vermeden,elinizdeki sündürmeyle size cesaretsizce dil uzatanlara küçük çakıl taşları atarak gizleniyorsunuz. Bir taraf olmadan, bütün duyguları akışa,zamana ve genel intibaya bırakmış şekilde, rüzgarın teninizi okşayan hoş dokunuşları altında bir hayal denizinde keyfinizi sürüyorsunuz.
Örgütlü fikirlere sahip olmak, bir örgüt içinde yer almak hatta hayatın denilen süreci planlayarak, yaşam haline dönüştürmek sizin için gerekli değil ve asla gerekli olmayacak. Uygarca yaşamak için atılmış adımlarınızın sizleri nerelere götürdüğünü görmezden gelmek sizler için bir sorun teşkil etmiyor.
Saltanatını sürdüğünüz büyük tahterevanların taşıyıcılarının aslında o tahterevanlardan ve sizin beyninizden daha büyük yürekleri ve umutları olduğu göremiyorsunuz. Ayıplarınızı örtmek isteyen, asla sizin ihtişamınıza erişemeyecek yalakalarınız da var. Sizleri dinlemek, bizlere “Chaplin”, yada “Moliere” kadar keyif vermeye başladı. Siz; bize kalırsa bunun da farkında değilsiniz.
Düzenli bir şekilde özür ve af dileme içerisindesiniz. Hatta öyle ki, bunu bir görev olarak algılamaya başlayalı oldukça uzun bir zaman oldu. Adına değişik isimler verdiniz. Biz bu yaptığınıza anlam veremedik. Bu yaptığınız bir af dilemek miydi yoksa bir görev miydi? Bütün kanallardan iletişime geçmeye çalıştığınız olgu,yaratık,yaratıcı,zat yada siz ona ne diyorsanız, bizi sizin bu koşulsuz ve bilinçsiz bağlantınızda dolayı tedirgin etmeye başlamıştı. İstemli bir şekilde, bilinçli ve kararlı cümlelerle sorduk kendi kendimize; konuşmaya çalıştıkları kimdir?
Ruhsal cinsiyeti “adam” olan bizler yapılan bütün eylemlerin hesaplarını hem kendimize hemde topluma açıklıkla ifade etmeye çalıştık. Belki size gülünç gelecek ama cahillerle bile bunları bir şekilde paylaşmaya çalıştık. Her ne kadar dilimizi keskin taşların keseceğini hesap etmişsek de bazen o taşlar damarlarımızı kesti ve hayatlarımıza bir şekilde mal ve/veya engel oldu.
Mükemmelliğe inanan bireyler değiliz. Hiç öyle olmadık. Hatta bir olgunun yada nesnenin mükemmel görünmesinden,tanımlanmasında da imtina ederiz. Bizim için mükemmellik bir eksikliktir. Biz öncelikle hesapların olumlu sonuçlarını değerlendiririz.Ardından hataları analiz eder ve ayıklarız. Öyle ki, aramızdan sizin gibi olmayı seçenler bile çıktı. Mükemmel olmadığımızı görmek, buruk bir şekilde bizi tekrar tebessüm ettirdi.
Başarıları takdir eden ancak başarızlığı onur ve gururla ödemeyecek bireyleriz. Bu nedenle bir galibiyet aldığınızda bunu asla unutmamalısınız. Bizleri üstün olma çabasında görmeyişinizin sebebi ise sizleri iştahlandırmak değildir. Biz onurlu galibiyetleri aynı efsafta aynı ırada ve aynı kudrette olan rakiplere karşı alabileceğimizi biliriz. Çocuklarımızın yüzüne bakarken gözlerimizin parlamasının ve yıllarıdır bu ışığın sönmemesinin altında yatan yegane sır budur.
Önemli sırlarımızıdan birini de sizinle paylaşmak istiyoruz. Biz hesabını veremeyeceğimiz bir eylemin içinde olmayız. İçinde olduğumuz her eylemin hesabını veririz. Bu hesaplaşma öncelikle ismimizle adamlığımız arasında yapılır. O sorar ve biz cevaplarız. Anlamanızı yürekten istiyoruz ki; O hep en zor soruları sorar. Ama biz en yalın cevapları veririz. Cevap verirken düşünmeyiz. Sebebi olanı söylememizdendir. Gönlümüzce yaşar,gönlümüzce cevap veririz. Acıdır ki, bizim gönlümüz sizlerin beyinlerinizden daha sağlıklı hesap yapar. Bu yüzdendir korkusuzca yaşamamız. Adımlarımızda ve sözlerimizde gördüğünüz tutku bu yüzdendir. O tutkuları hissedebilmenizi ne çok istiyoruz. Biliyor musunuz?
Aramızda olumlu veya olumsuz olarak değerlendirmediğimiz en büyük uçurumun verdiğimiz cevaplarda olduğunu düşünüyoruz. Çünkü siz benliğinizden gizleyerek ve aklınızı kandırarak hayatınızı sürdürüyorsunuz. Bizim için daha büyük bir riya yok. Kitaplarımızdaki “en büyük yalan” başlıklı bölümde yazan tek cümle bunu anlatıyor.
Taraf olarak yaşamayı öğretmedik ve öğrenmedik. Bu durum bizim tercihimizdir. Bu yüzden “biz biziz” ve “ siz sizsiniz”...
Şimdi; sorgular bakışlarınızı hissetmemek elimizde değil; “Siz kimsiniz diye soruyorsunuz”; “siz sizsiniz” ve sormanız gereken soru ise “ Biz kimiz? ”
Cem UçarKayıt Tarihi : 7.8.2009 00:21:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
23:19 08 Haziran 2009

uğradığım sayfanızda
Bu güzel çalışma ile karşılaştım
Tebrik ediyor ve
Yaşayacaklarınız
Yaşadıklarınızdan
Daha renkli
Daha hareketli
Daha bereketli
Geçmesi temennisi ile
Doğum gününüz kutlar
Yüca Rabbimden
Sağlık,afiyet ve başarı dolu bir ömür
Niyaz ediyorum.
Osman ERDOĞMUŞ
SAKARYA
TÜM YORUMLAR (1)