EN DEĞERLİME
KIZIM ECEM’E
Nerden başlamalı bilmiyorum doğrusu. Uzunca zamandır böyle bir yazı yazmanın düşüncesindeydim. Miniğim çiçeğim her şeyim. Kocaman kız oldun artık. 7 aylıksın. Her geçen gün yeni yeni şeyler öğrenip akşam eve geldiğimde beni şaşırtıyorsun. Anne olmanın dünyada sahip olunabilecek en güzel şey olduğunu fark ettim. Bir bebek sahibi olmak nasıl sorumluluklarla gelirmiş öğrendim daha doğrusu öğrendik. Sen öğrettin kızım. Sağ ol.
Seni öpmek, sana sarılmak, kokunu iliklerime kadar hissetmek nasıl muhteşem bilemezsin. Geceyi sevmeyen ben, şimdi dört gözle akşam olmasını bekliyorum. Senin için. O yosun rengi gözlerin için. Yumruk yumruk ellerini öpmek, tükürüklerle bezenmiş agularını duymak için. Yüzümü gözümü yalayıp yutman için. Seni sevmek lüksünü bana verdiği için ALLAH ’a binlerce kez şükürler olsun.
Doğduğun gün daha dün gibi aklımda! Hep kızardım “ Sezaryen ile doğum mu yapılır, insan kendi ayaklarıyla o masaya yatar mı diye”.Ama gel gör ki iri bir bebekmişsin ve normal doğamazmışsın. Büyük konuşmamak lazımmış. Sezaryen ile doğuma karar verdik. Biraz hamileliğin verdiği ruh hali (Çünkü çok sıkılmıştım koca karnımdan. Geceleri ter içinde ağlayarak uyanmalar. Sinir nöbetlerim, Ağlama krizlerim, kırgınlık, dargınlıklarım ve kimselerin anlamadığı ben) ile karar verdik.14.05.2005 Cumartesi günü sabah saat 9.00 da ÖZEL BATI BAHAT HASTANESİ’NDEYDİK. İşlemler yapıldı ve hazırlıklar için odama alındım. Herkes ordaydı. Benim ailem, babanın ailesi ve halamlar. Onları öyle topluca görmek moralimi birazda olsa düzeltmişti. Babanın halini bir görseydin. Telaşlı, ne yapacağını bilmeden sürekli eli ellerimde, biraz durgun biraz ağlamaklıydı. Beni çok seviyordu ve doğal olarak da korkuyordu. Beni sedyede ameliyathaneye çıkartırlarken babandı yanımda olan. Ellerini biran bile ayırmadı titreyen ellerimden. Ben ağlıyordum o ise güçlü görünmeye çalışıyordu. Ama başaramıyordu. Oda ağlamaklıydı ama ağlayamıyordu yanımda. Çünkü morale ihtiyacım vardı. O buz gibi ameliyathaneye soktular beni, aşkım dışarıda kaldı, minik kızım benim içimde, bense o buzhanenin içinde yalnız kaldık. Sağ olsunlar çok moral verdi doktorlarım. Her şey güzeldi ta ki narkoz etkisini gösterene kadar. Sadece parmak uçlarımdaki karıncalaşmayı hatırlıyorum. Gerisi ise meçhul. 10.50’ de girdiğim ameliyathaneden 11.05’de bebeğimi 11.30 de ise beni çıkarmışlar. Bebeğim güzel, tombul, huzurlu, ben ise baygın. Ayılmaya başladığımda kimseler dayanamamış herkes ağlamış. Çok kötüymüş durumum. Ağrılar ağrılar ağrılar. Bitmeyen acılar ve yardım istemeler.
Kendime geldiğimde saat 12.00 gibiymiş. Acılar içinde uyanmak diye buna denir bence. Canımın nasıl yandığını hala hatırlıyorum. Koca karnımı bir karpuz gibi yarmışlardı ve seni çıkarmışlardı meleğim. Acılarımı hissetmekten seni bile sormamışım neredeyse ilk 1 saat. Sonra “bebeğim güzel mi” diye bir soru zorla çıkmış ağzımdan. Sonrasında ise “acılarım dinmeden getirmeyin yanıma” sözcüğü. Ama benim canımın bu kadar yanacağını kim bilebilirdi ki. İki gün kaldığımız hastanede 6,7 defa vurulan en kuvvetli ağrı kesiciler bile işe yaramamıştı. Yinede taburcu edildik. Birde narkozun etkisi ile gelen gıcık. Öksürememek, öksürmeye çalıştıkça dikişlerime vuran dayanılmaz sancılar. Gecenin bir yarısı ağlayarak babaannene elinden bir şey gelmeyeceğini bile bile ağlayarak yalvarmalar. Neredeyse 20 gün yataktan kalkamamam.20 gün sadece çorba, komposto içip bisküvi yemek. Çok garipti. Ama olsun. Öyle olmasaydı ben 100’e 3 kalan kilolarımdan nasıl kurtulacaktım değil mi? Olsun iyi ki de varsın bebeğim. Senin için her şeye değermiş. Uykusuz geçen tam 7 ay. Seni yaşamak, o minik burnunu öpmek, sen uyurken ağzının dibine kadar girip nefesini koklamak, alıp verdiğin nefesi içime çekmek. Mükemmel bir duygu inan bana. O kadar şekersin ki herkesi kendine âşık ediyorsun. Hareketlerin gülüşün tüm maymunluklarınla evimizin, ocağımızın yegâne neşesi, tek ışığısın. Sen morali bozuklara moral, umudunu yitirmişlere umut, kızgınlara sabır, küslere barışsın.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta