günümüz dünyasında üretimde emeği yeniden değerlendirmeden,
sosyal problemler in çözümle ne bilirliği kolay değildir. emeği sadece iş gücü olarak ele almak bizi temel de yanlışlara sürükler. emek aslında bireye, birey odaklı yaklaşıma gerçeğini ört bas edemez. bu nedenle doğru bakış açısını yakalamaya çalışırken, her ortamda insanın, insan olma özelliğini de ortaya koymak zorundayız. temelde insan dünyanın değerlerini paylaşırken, bu değerlerin paylaşımında, sermaye bu değerleri gasp etmiş olma özelliğinden vaz geçmek zorundadır. aksi durumda, emek zaten gittikçe azalan bir trend izlemektedir. sanayide emeğin azalması bir yana, aşağı yukarı sanayi de emek sıfırlanmıştır. bu durum da üretim gücünü elinde bulunduran sermaye, tüm dünya değerlerini gasp etmiş olmaktadır.
aslında, bölüşüm ve dağılımda şu ana kadar düşünülenler yeni bir metotla değerlendirilmez ise, kaçınılmaz olarak dünyanın bu sömürü düzeni ne boyun eğmesi engellenemez. emekten öte, değerlendirilmesi gereken kavram, emek dışı faktörlerin de nasıl çözümleneceği dir. yani, akan bir derenin suyunu kesmek, yahut bir ırmağın yönünü değiştirmek, kumsallarla örtülü sahilleri doldurmak, insanın yapması veya yapmaması gereken bir şey mi dir. buna sağlıklı karar vermek kanımca kolay olmasa gerek. yaşadığımız zaman diliminde paranın katılığı veya gaddarlığı önlenmez ise,
gelecek nesiller daha ağır problemleri yüklenecektir. bu da bu neslin gelecekte affının olabilirliğini ortadan kaldıra bilir.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta