Ön ittifaklar içindeki bir ittifak kendisini Apsu ve Tiamat birleşmesi olukla söylüyorsa; bir başka ön ittifak ta kendisini aynı mantıkla "lahmu ve laham" birleşmesi olmakla tanımlıyordu. Akabinde ve aynı düzlem içinde Anşar ve Kişar birleşmeli birçok değişik ilahi ittifak isimleri ortaya çıkacaktı.
Tarih te ve mitoloji de; totem, ilah, El gibi mana anlamaları arasında pek çok zaman farkı vardır. Bu zaman farkı içinde farklı gelişme düzeyini içeren sağlama-sağlatma ve üretim ilişkileri farkı vardır. Kimi tarih tanımında ve mitoloji anlatımı içinde bu ilişkiler ayrımına vurgu yapılmamaktadır.
Bu tür özensiz söylemler içindeki groteski olan, totem olan, İlah ve El olan mana anlayışlarının hepsi aynı bir anlam gibi söylenir. Böylece totem, ilah, El mana anlayışı birbirine karışır. Bu tür belgisiz söylemler içinde kim nedir? Hangi mana ile nasıl oluşuyor? Gibi söylemlerde bunları anlamak kolay kolay olası olmaz.
Kendi bölgesi kendisine anlam olan totem grupların, kendi bölgesi dışındaki doğal çevre ile pek bir ilişkisi yoktu. Evliya Çelebi gibi Macellan gibi Marko Polo gibi seyahatleri ve seyahat edenleri de yoktu. Yani sağlama yaptığı doğa da zaten bölge anlaması içindeydi. Bu nedenle bir totem grubun dıştan dış dünya ile teması olmaması nedenle bölge dışındaki olası anlamları henüz, parçalı isim sel anlamlarıyla kategorize etmemişlerdi.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta