Mühürlü Mektup
Gözlerin, eski bir hanın gölgeli avlusu;
Hangi taşın altında unuttuk ilk itirafı?
Bir Ege akşamında, rüzgârı paslı bir vapur gibi,
Kalbimizde yarım kaldı aşkın o çocuksu tarafı.
Sana dokunmak, yasak bir defteri aralamak gibi;
Hem derin bir uçurum, hem tuzlu bir sevinç.
Mürekkebim kurudu, lakin sızım hâlâ diri,
Zaman bizden gençliğimizi çaldı, habersiz.
Gurur, mermerden bir heykel, aramızda dikili;
Söylenmemiş her cümle, içimizde bir imza izi.
Biz ki sonu yazılmamış bir romanın iki satırıyız,
Hatırayı yalnız ayrılıkta tanıdık, sessiz.
Şimdi İzmir’in o dar yokuşlarında gezinelim,
Pasaport iskelesinde akşamı bekleyelim:
Lakin bu veda, Kordon’un yorgun ışıkları gibi,
Güneş çekilince çekilir içimizden o akış.
Bir vakit Karşıyaka’dan esen o deli rüzgâr,
Şimdi yabancı bir ağızda adını fısıldar.
Asansör’ün taş basamaklarında kaldı ayak izimiz,
Artık iki ayrı kıyıyız; aramıza girdi deniz.
Konak’ta saat kulesi durmuş bir zamanı tartar,
Bizim yerimize artık gölgeler tutar nöbeti.
Ege’nin lacivert koylarında gömdük hatırayı,
Yıkık bir Rum evinde bıraktık o hayali sarayı.
Mühürlü bir mektup gibi katladık bu şehri,
İçtik sonunda, o kadim ve buruk zehri.
Artık ne rüzgâr geri getirir o eski yelkeni,
Ne de bir gemi bağlar kıyıya gideni.
Sen İzmir’de kaldın, ben bu mektubun içinde;
İki yabancı olduk, aynı aşkın izinde.
Kayıt Tarihi : 6.2.2026 21:05:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!