Zavallı kendim
Yine belirsizlikler girdabında kaybolduğum bir gece,
Nereye doğru sürüklendiğini bilmediğim hayatımın, anlamsız boşluğunu yaşıyorum.
Bu boşluk; korkunç, karanlık
Biraz hoyrat biraz meyus bir boşluk...
Bir cam buğusunda bıraktığım hayallerle
Veda ediyorum bu şehre
Bir vapur güvertesinden el sallıyorum
Kaçtığım yazgıma
Akşamın rengi işlerken gönül defterime,
Kanadı kırık kuşlar şahitlik ediyor yalnızlığıma.
Şimdi çıkarsam benliğimi,
Şikeste olduğum inzivanın karanlığından.
Güneş doğsa pencereden gönlüme.
Baş göstermiş olsa umut bahçesine ektiğim tohumlar
Ve alsam tüm çocukları bahçeme.
Hepsinin gülüşünde aynı cıvıltıyı görsem.
Zamanın gerisinde kalıyoruz
O çağlayan gibi akarken
Biz taşlara takılıyoruz
Ne yapmalı ey gönlüm
Sonuna doğru yaklaştığımız bu misafirhaneyi
Bekleyişlerle, keşkelerle mi geçirmeli
Yine yitiyor günün aydınlığı
Geriye dünün âh'ı kalıyor.
Geçen günlerin arasında,
Yolumu kaybettim,
Bulamıyorum.
Yorgundum,
Sana güzel masallar anlatamayacak kadar yorgun.
Hırçın gecenin karanlığında,
her gün biraz daha eksiliyordum.
Çocuktum, iyiliğin tanımını bilmeden onunla tanışmıştım. O küçük yaşların verdiği muzurluklardan yorgun düşmüş, evin kapısına doğru yol almıştım. Karınca ve ben aynı kaldırımda, farklı telaşlar içinde ilerliyorduk. Karınca rızkının, bense evi çoktan unutmuş onun peşine düşmüştüm. Karıncadan hallice büyük bir ekmek kırıntısı ve kırıntıyı taşıyacağına inanmış cesur bir hayvanın mücadelesi beni şaşkına çevirmişti. Tabii henüz karıncaların, kendi ağırlığının kırk katı fazlasını taşıyabilecek özellikte yaratıldıklarını öğrenecek kadar büyümemiştim.
Daha önce hiç tatmadığım bir heyecan ve merakla kırıntıyı bölmek için eğildim. Minik ellerimle, itinayla ekmek kırıntısını en küçük parçalarına kadar ayırdım. Bir yandan da karıncayı kaybetmemek için, büyük bir titizlilikle onu orada tutmaya çalışıyordum. O ekmek, bugün onun sofrasında olacaktı, kararlıydım... Karınca beni fazla bekletmeden kırıntıyı kaldırmaya başlamıştı. Kırıntıyı kolaylıkla sırtlayıp, yuvasına doğru yol almıştı. O an gözlerimde ki ışığın artışını ve yüreğimde hissettiğim sevinci görmeliydiniz...
İşte o gün iyiliğin en saf ve en çıkarsız hali ile tanışmıştım. O gün karıncadan hiçbir karşılık beklemeden yapmıştım bunu ve iyilik zincirinin ilk halkasını takmıştım bileğime. İşte iyilik bu kadar basitti ve tüm iyilikler küçümsenemeyecek kadar büyüktü. Belki de iyiliği en basit hali ile düşünürsek, bu zinciri çok daha kolay ve hızlı yollarla büyütebiliriz. Ufak bir tebessüm, dilden düşen bir selam, Yoldaki taşı, bir başkasının ayağına takılır da canı yanar endişesi ile kenara kaldırmak, dostunun hüznünü, kederini paylaşıp yükünü hafifletmek, komşuya tatlıdan bir tabak gönderip, seni de unutmadım aklımdasın demek, yada bir iyiliğe vesile olabilmek... Yeter ki biz iyi bir insan olabilmeyi seçelim ve iyiliği çıkarsız olarak hayatımızla bütünleştirelim. Biz iyiliği yaydıktan sonra istemesek de hayat bizi bu zincirin içine çekecektir. Beklemediğimiz bir gün, omzumuzda beliren bir el, çıkmazda olduğumuz bir soruna gelen o beklenmedik çözüm, tam düşecekken uzatılan el, bize o iyiliklerimizin mükafatı olacaktır...
Bocalıyordum.
Kolay değildi bir kelebeğin kanadında doğmak
ve o kanadın üstüne işlemek ömrünü.
O kanadın üstünde gülmek, düşmek, kaybolmak, yeniden doğmak. O kanadın üstünde anlamaya çalışmak ruhları ve tüm kırıklıkları toplamak üstünden.
Bir yük müydü o kanat kelebeğe yoksa varlığını betimleyen yegane kuytu mu ?
Belki de bir kelebek için kolay olan, semaya doğru süzülmekti.
Kalbimin her kırlışında neden üşüyordum
Hangi güçlü el atıyordu bu düğümü boğazıma
Kimin yumruğuydu yüreğimin tam ortasında duran
Kimin çığlığıydı zihmimde yankılanan
Biri oturmuş kalbimin köşesine,
Derin denizlerin maviliğinde kaybolduğum anlarda,
Sağırdım dünyanın lüzumsuz gürültüsüne.
Bir sır saklıydı hayalin derinliklerinde.
Sanki aradığım sır o maviliğin içindeydi.
Ve mütemadiyen orada kalacaktı...
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!