kerpiç bedenlerden arda ıslak sınırlarla çevrelenmiş
ve bacaklarına var oluş sancıları üflenmiş kişiler
olmamız hatta yok oluşumuza değen onca şiire
sarıla sarıla yaslara bürünüşümüz gibi sen diyorum,
bir de bağırırken kalbim yok diye,
tekerlekli sandalyede koşar gibi sevgilim,
içime dönüp baktığımda elbette sen ve narin dokulu
ipek artığı saçların, bulmacalarda kuzu sesi
ve ebediyen kendim olmuşluğum bu sektörün peşinde.
ama dışıma savrulurken gözüme çarpan ufacık bi tel toka.
ufacık bebeğim,
bi tel toka sadece, bi tel toka.
bir tutam beyhudelikle birlikte
her koşulda sen ve sen diye yaz yağmurları
kanaviçeleri büyük annelerin sandık dizgileri naftalin kafesinde
sevgilim umut daha da gizemli çünkü evinin penceresinden
görebildiğimiz köprü belki azıcık deniz kokusu burnumuzda.
limon kolonyalı zamanlarımda beni uzakta tutuşların /
seninle ve plakla ve şarapla
eşlik etmek gecenin koyusuna ne de çok şey söyler gibi
ve bağırırcasına
kimler neler yutkunur hangi örtü serilir soframa
sen varmışsın yokmuşsun gözüm görür de yaşlanır ya
burada öyle saadet türküleri çalmayacak biliyorum.
bu his nereden geliyor içime
kime dönsem aynı hikaye ve aynı şehir
aynı pusu içimdeki tüm düşmanlardan
ezberleyemiyordum da nerede mayın
nerede hayatın sorgusu
keşke seninle bir kez daha derken omzuma yıkılan camiler
ve sırtımda koca bir minare bekliyor ağlamamı
sanki ben de hayli yorgunmuşum da
gece yüzünü çeviriyormuş kederime
ama sen de inatçı kırlangıçların
ve çeyiz sandıklarının naftalin kokusunda saklanıyordun.
gönlüm inkar ediyor ben korkuyorum gecelerden
nazı kaldıramam haber gönderdim, bu mesajı alman gerek
herkes bir şeyler düşünür sen de bunu kabullen
kimse hiçbir şeyi unutmaz, bunu da bize söyleyeyim.
isteyen istediğini düşünsün, ben kaçmıyorum
çok da uzak değil aslında yürüsem varırım.
ben bu duvarlara çok fotoğraf astım
ilaçların, öksürükler ve astım.
ruhen garip bişeyler var üzerimde hayatım
biliyosun bilerek yapıyorlar, hepsi kasıtlı.
kendimi de çok kısıtladım zamanında,
ama yüzüme bakar bakmaz bi rüzgar estiriyorsun ki
insan çok farklı şekillerde ölebilir neriman.
insan çok uzun soluklarla, çok yalnız duraklarda ölebilir.
işte bazen evimin önünden geçip duran arabaların sesi
beni de neriman beni de yıkayıp astığım çamaşırlar gibi
bir ses neriman bir ses beni toza bulayabiliyor.
seni gördüğümde içime biriken gül kurusu ve nane
ellerinde narin bir kıvrım
hayli yakın ve hayli uzak
aynı altın tadında bir gülüş ve aynı narenciye.
kulağının arkasından düşen kıvılcım
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!