Gecenin köründe yine masadayım, şişe dibini bulmuş, kafa dumanlı. Aklım desen karmakarışık, ipler kopmuş, her yer darmadağın. Elimde kalem, önümde kağıt, yazsam ne yazarım ki? Kim anlar bu derdimi, kim dinler beni? Sanki herkes sağır, herkes kör olmuş bu memlekette.
Aşk mı... Hah Bırakın bu ayakları. İhanetle yoğrulmuş her aşk hikayesi. Giden gitti, kalan sağ olsun. Ama bu kalp, bu lanet olası kalp, bir türlü öğrenemedi unutmayı. Sanki her gidenle bir parça daha eksiliyor içimden. Konuşsam, anlatsam ne fayda? Kelimeler boğazımda düğüm düğüm. Sanki dünya sağır, sanki kimse anlamaz beni.
Ulan TDK! Senin kurallarına sığar mı benim bu başıboş lisanım? Senin o steril kelimelerinle anlatılır mı bu çilekeş hayat? Benim dilim sokak dili, küfürlü, argo. Benim dilim, kahve köşelerinde demlenmiş, meyhane masalarında harmanlanmış bir dil. Senin o "doğru Türkçe" dediğin, bana göre bir pranga. Benim lehçem, isyanın ve aykırılığın ta kendisi.
Kominizm mi? Evet, kominizm! Bırakın bu burjuva masallarını. Eşitlik nerede? Adalet nerede? Herkes kendi gemisini yüzdürme derdinde. Ben bu düzene isyan ediyorum arkadaş! Bu çürümüş sisteme, bu yozlaşmış devrana. Yoksul daha yoksul, zengin daha zengin. Bu adaletsizlik batsın! Gözümde büyüyen bu haksızlık, içimde volkan gibi patlıyor.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta