En çaresiz uykumda görüyorum. Ve en bitkin uyanışımda ağlıyorum onu. Sırtımın kamburlaşmış iliği taşıtmıyor kendimi bana. Kendimi, ne gün yüzünün kucağına atıp yeni dökülmüş zift desenli asfaltın üzerinde yürütüyorum. Ne de gece yüzünün aydınlattığı şu yuvarlak uydu gibi ışık saçamıyorum hayata yaşamaya dair.
Bitkinim ve bir o kadar da umursamıyorum takıntılarımı. Ya da beynimin bu saçmalığa adımına çukurumu açarım. Açarım ki yokluğa açılan çizginin üzerine bile boyalanmasın.
Hep beklemek midir ki bu hayatın gayesi? Ya da hep iç çekmek midir ki gidenlerin ardından? Hep gözyaşı, hep dizüstü bi başına...
Ve sinemamda olduğu gibi;
Beni bu eylül öldürecek
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.
Devamını Oku
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.




tebrikler ablası
çok güzel yazmışsınız...
çok güzel bir payaşım okuttuğunuz o koca yüreğinizi kutlarım başarılarınızın devamını dilerim sevgi ve saygılarımla
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta