Bir akşam vaktiydi,
Gecenin koynunda sessizce süzülen hüzün,
Şehrin kirli pencerelerinde asılı kalmıştı.
Yorgundu sokak lambaları,
Ve kaldırımlar
Sanki bin yıldır yürünmemiş gibiydi.
Rüzgâr, yavaşça alnımızı okşuyordu,
Bir annenin yorgun elleri gibi,
Biraz serin, biraz teselli dolu.
Yazın tam ortasında
Gece, incecik bir hüzün perdesi gibi
Üstümüze iniyordu.
Masamız küçük bir sokağın köşesinde,
Paslı duvarların gölgesindeydi.
Kirli pencerelerden sızan ışıklar
Gözlerimizde yansıyor,
Ama kimse kimseye tam bakmıyordu.
Sadece duran bir saat vardı masada
Ve ben…
Yalnızlığın sureti gibi,
Sözsüz bir bekleyişin içinde kalakalmıştım.
Gökyüzü sakindi,
Bulutlar bile suskun.
Izdırap çekilmişti bir kenara,
Ama izi hâlâ masadaydı
Bir çatal, bir bardak ve bir gölge arasında.
Gece, ruhumuza ışıklarını kapattı birden,
Dinleniyoruz sandık,
Meğer ne çok yorulmuşuz
Anlamaktan…
Unutmaktan…
Ve her şeyin geçeceğine inanmaktan.
Bir kulübede yaşar gibiydik,
Küçük, kırılgan,
Ama içinde dünyalar barındıran.
Ve zaman
Sanki bizimle o kulübeye sıkışmıştı.
Saat durdu,
Biz de durduk,
Bir ben kaldım,
Duran saatte.
Dünya şekil değiştirdi gözümde,
Renkler büyüdü,
Kulübeler dizelere sığdı.
Zaman eridi,
Mekân buharlaştı,
Ve gönlümde bir şey sustu ansızın:
Bir akşamın son soluğu gibi.
Gökyüzü çatladı,
Altıya, dörde, beşe bölündü dünya,
Biz hep bir eksik kaldık…
Beş yerimizden altıyı aradık,
Bulamadık
Ve sürgüne gönderdik kendimizi.
Dağladı içimi
Gecenin en ıssız seheri.
Bir akşam vakti
Dünyayı kapattım,
Ve yalnızca
Ve yalnızca
Ben kaldım
O Duran saatte.
Kayıt Tarihi : 27.12.2025 01:07:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!