Göremediğim yollar çıktı önüme bastığım her nokta uçurum oldu
Bir his durdurdu beni çekti kolumdan korkularımı söküp aldı içimden
Sanki ruhumda baharlar açmaya hazırlanıyordu serinlikler aradım
Sönmüş mumları tekrar yakmak için çakmak kibrit bulmaya çalıştım
Sanki doğuş vardı bu günlerde umuda sevince aydınlığa doğuş vardı
Koparıyorum acımasız dikenleri tek, tek hayatımdan yüreğimden
Soluğumdaki kesintiler kayboluyor yok oluyor heyecanlar başlıyor
Kurduğum yüreğimdeki darağaçları kurudu çürüdü yok oldu ansızın
Bağladığım saçlarım çözüldü birden rüzgârları selamlar gibi savruluyor
Beklentisiz gelen yağmur bulutları serinlik veriyor ruhumdaki daraltı ateşine
Kuğu tüyü gibi usulca yere değen kar taneleri pamuk helvası gibi değiyor dudaklarıma
Umudun ilk ışıkları aralanıyor dallarına şeker yağmışçasına karayemiş dallarından…
Basamaklar kuruyorum bulutlardan kendime daha, daha, daha yükselmek için
Sonrada korkusuzca bırakacağım kendimi kuğu tüyü gibi yağan kar taneleriyle
Uçurumlar olmadan yollarıma sevgi umutlarını çakıl yapacağım sevgiyi beton
Ne vardı dün gülseydi yüzüm dünüm bu günüme yağdırır sitemin öfkesini…
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...



