Self mi kontrol yoksa sen mi kontrol manyağısın.
Açtığın çikolata kavanozundan dünyaya bakamaz mısın ?
Ben mi hoyratım yoksa hayat mı ?
vıcık vıcık jelimsi kıvamda
Beni henüz öpmeme devrimin şu aralar kutsiyete kavuşamaz ve abdal kaygısızlar
Seninle kaşık atamazlar.
Gidip geldiğimiz taşra misket oynayan cocuklardan bile uzakta.sen kafanı çıkartığın ön koltuğun camından baktığında fabrikanın bacası altında boğuluyorsun.bense geçip durduğumuz trafik lambalarından inovasyondan ve geçim sıkıntısından varoluşsal boşlukta bile olamamaktan yakınıyorum. tatmin etmeyen insan uleması ve yalnızlık adlı prangaları zırhıma alıyorum böylece sabahı yaptığımız yollar ve senin önünde duran süryani bozması şarabın azalıyor
Dışarda bahar var sen içinde şimşekler taşıyorsun hala bana kızıyorsun bu arabayı o düzlüğe çıkara bilecek kadar uzun değil yollar biliyorsun Kendiliğinden geçit vermeyen kavisler yine şaraba bulandı ve zihnim gevişiyor alt dudağında bir damla şarap sızıntısı var. o an bana karşı siper almış tüm ordular dost görünüyor, direksiyon kayboluyor,nefes verişlerini boynumda hissetmeye başlıyorum. öpüşlerin yeniyor beni yol mağlup, araba ara sekteye uğramadan giderek virajlar keskinleşiyor sen beni öpüyorsun kontrolü kaybediyorum sen yine öpüyorsun zaten sen hep öpüyorsun
Kaosun eşeğinden dönüşümlü ayrılığımız yakın.yol çoğaldıkça zaman aralıksız dudaklarından akıyor zamanın içinde hapsolmak düştüğün coğrafyaya denk ilerleyişinle aynı orantıda.sen gözlerime baktıkça yol bölü zamanın veremediği hız açığa çıkıyor.taşraya varışlarımız tütüyor ince sarılmış sığaralarımız da.
Bu gece tanrım bir fedakarlık yaptı, yıldızları parlattı.
Cilalı taştan yarım kalan bir
öykünün kurmacasındayım, tanrım hepimizi kendi gibi yalnız bıraktı.
Üç dört tanı konuldu fakat bu hiciv kaybetti ve müçbir kalındı.
Yıldızlı bir kent nesnesidir şimdilerde ruhum;
Gürz içinde bir şehrin drama kokusu tadında bir savaş çığlıklarıyla irkildi gece
Ve bana gelişin bin bir hece
Savaşın baş gösterdiği saatler ardına saklanan dürziler,
Evet dürziler
Onlar da bir milletin sesi ve hayli yorgun gölgesi
Yapboz oyuncaklar
Sessiz kuklalar ve kurşun askerler
Varoluşsal bir çemberin içinden tatlı sert geçişlerimiz ve biz
Paralel uzanan derinlikler üstüne piramitsel yapılar gaybın boşluğunda ben
Çeteleşmeyi içeren bi harbiye ve sömüren O
Basıma hazır gıcır banka banko banknotlar ve paraları paçasından dökülen SEN
Kader ahlaklı değil “verusya”.
Zaman ve mekan ivme kazandırmıştı tutkumuza
Sana mor ve kırmızı yakışıyordu, verusya dudaklarınla uyumama zaman tanıman
Benim için hükmetmek demekti vukuya.
YOKSA
Morun bir tebessümümüydü gece
ÇÜNKÜ seninleyken bin bir hece.
FAKAT İktidarında mısırın
İhanetler ve konuşlanan atlı süvariler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!