Sarı bir papatya ile bir cennet bahçesinin öyküsüdür bu.Kirli zamanlardan bir kuyunun ruhuna uzanan bir yolculuğun öyküsüdür.Daha Adem ile Havva cennetten kovulmamış,ilk günah işlenmemiş insanlık kuyuların gizeminde ruhlarını örseleyen bir yalnızlık ile yaşlı bir çınarın dibinde oturuyorlarmış.Zaman eski zaman yorgun zaman olabildiğince deli bir bahçenin tenine akıp dururmuş.Depremler tufanlar yağmurlar ruhların toprağa düşmesi ile devir daim edermiş.Karalık bir güneş ve aydınlık bir ayın düğünü varmış o günde.Her yerde bir sevinç bir gürültü tufanı cennetten çalınma sesler ile düğünün yalnızlık şarkısına eşlik ediyormuş.Etrafı genzi yakan bir şarap kokusu sarmış ki sorma.Kıpkırmızı bir gökyüzü ve ruhlara konan kıpkırmızı bir kelebeğin kanadı gibi dolanıp duruyormuş ortada kadınlar.Çoğu esirikli birazda mahçup ama yürekleri Kaf dağından gelmiş alev gibi yanan volkanlar gibi.Dokunsan kül eder benliğini.
Derken bardaktan boşalırcasına bir yağmur bulutun göğsünelden kendini aşağıdaya bırakmı.Nuh tufanı gibi göz gözü görmez bir sis ve kapkara bir gökyüzü bu ana şahitlik etmiş.Düğün dağılmış güneş ile ay birleşemeden toprağın bağrına düşmüşler.Yarı baygın ve yanyana uzanmış elleri birbirine değmeden öylece olan biteni izlemişler.O an gökten kulakları sağır eden bir ses kopmuş.Sur desen değil bogazlanmis sanki gökyüzü.Üç ışık hüzmesi bulutları yara yara bir çığlığa eşlik ederek yeryüzüne düşmüş.İnsanlar semaya bakmış korkudan dilleri tutulmuş taş kesilmeşler.Herkes kuyusuna çekilmiş meraklı gözlerle gökten inen ışık saçan cisimleri merak etmiş. Melek diye bağırmış biri.Biri hayırak hayır cennetten kovulmuş bu baksana Heybesinde bir elma taşıyor.Yaşlı bir ihtiyar titrek bir sesle bu gökten inen bir nur demiş.Üç tohum olarak iner efsaneler hep anlatır onu.Bu üç tohum toprağın bağrına düşer orda filizlenir ve yeşerip bir sarı papatya suretine bürünürmüş.O ki tüm kokuları içinde barındıran cennette ki ilk çiçeğin tohumudur.Ademin Havva için kopardığı tek koku.Bazen bir insan suretinde zuhur edermiş sarı papatya çiçeği.Rengini toprağın renginden alan bulut kokan yaprakları dokununca uzayan kuyular kuyusu Marden de yetişen tek çiçek imiş bu.Ruhu olan bazen konuşan sarı bir gökyüzü gibi alev alev parlayan bir çiçekmiş sarı papatya.Bir kaya dibinde yeşermiş burda büyümeye karar vermiş.Zaman zamanı beşiginde sallamış az gitmiş uz gitmiş dolanmış tüm mevsimler.Sarı papatya serpilmiş bir güzel çiçek oluvermiş.Gözleri bir deniz maviliğinden gelen saçları rüzgar ile taranmış elleri hüzün kokan sesi Antik bir uygarlığın izini taşıyor gibiymiş.
Marden kuyusundan ayrıldığından beri hep yüreğinde cennet bahçesinde yaşamanın hüznünü taşırmış.Boynunda hep asılı duran bu bahçenin heyecanı ile yanıp tutuşurmuş.Deli bir çiçek olduğunu söyler imiş herkes.Ama sarı papatya ruhunu kuyudan çıkarmak için verdiği savaşı şimdi ebediyen bahçesinde hep şiirler mırıldanacağı cennet bahçesi için vermeye hazır imiş.Birgün bu fikriz yüreğini bir deprem gibi sarsmış.Oranın yaşlı şair kelam erbabı bilgesinin yanına gitmiş.Ruhunu kemiren bu bahçeye gitmek orda mutlu ve huzurlu günlerin hayali ile bir derviş gibi sağa sola vururmuş kendini.Yağmurlu bir gün yaşlı bilgenin huzurunda bulmuş kendini.Anlatmis hikayesini ruhunu açmış kuyudan bahsetmiş ona.Yaşamam için yeşermem için o irem bahçesine mutlaka gitmesi gerektiğini birbir anlatmış.Yaşlı bilge bir şiiri fısıltı eder gibi bunun zor olduğunu anlatsada sarı papatyaya,ikna olmuş en sonunda.Yolculuğun zor ve çetin olacağını anlatmış birbir ona....
..
hangi kıyımız daha sığ
dizeleri yüzdürmek için
hangi düşümüz daha mavi
gecenin derinliğinde
fırtınalarda halay
ay ışığında düğün
cambazlığı tan vakti bu işin…
..
İsyan Ordularım
Hayalimden geçirirken isyan ordularını
Dağlar mağlup olur önümde
Müjdeli bir gündeyim
Ufkumda menziller belirir
Tutarım dizginlerini
..
Kurtuldular sıkıştırılıp kondukları hücre hapsinden salkım salkım taneler damlalar
Özgürlerdi artık şişelerden sonra kadehlere girip deniz olmadığı yerde bile yarattığı dalgalar
Yeri geldi düğün oldu,yeri geldi öğün oldu,çıkarıldı paslanmış demir oksitli prangalar
Kurtuldular sıkıştırılıp kondukları hücre hapsinden salkım salkım taneler damlalar..
..
Ben sana diyorum dünyaya dalma
Sen dünyaya dalıp unutuyorsun
Ey nefis deryada balık mısın sen
Akıp giden suya tutunuyorsun.
Haram lokma girmemişse aşına
Devlet kuşu konar konmaz başına
..
İçimde yanan ateş
Ufkuma duğun güneş
Canıma can yoldaş,eş
Sensin biliyor muydun?
Sinemde ince sızı
Hislerimin hırsızı
..
Herkes çıktı ortaya; dans etti, göbek attı
Kimi çıldırdı biraz; kimi tümden oynattı...
İçkiler geldi beri, kadeh kadeh yuttular
Damat da sarhoş oldu, zor ayakta tuttular
Gelinde utanma yok, bir kırdı ki yuları
..
Yarının sahibi Allah diye
Dünün ölümü ile sen öğün
Yarın yine doğacak üç öğün
Öğün bu gün ile dündür öldürdüğün...
..
Bir düğün havası çalınmaz oldu.
Bir bayram rüzgarı esmez oldu.
Bir mutluluk kervanı geçmez oldu.
Kulaklarımız paslı,
Camlarımız örtülü,
Yollarımız dikenli değil.
Paslı ve dikenli olan
..
Komşu duası
Vaktiyle bir ateşperest, oğlunu evlendirmektedir. Düğün günü çok koyun ve inek kesilir. Et kokuları mahalleyi sarar. Ancak evin bitişiğinde, Müslüman, dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır. Hepsi de günlerdir açtırlar. Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, 'ateş' ister. Ancak maksadı başkadır.
“Belki yemek verirler” diye gitmiştir. Adam, kadının niyetini anlasa da, bir şey vermez. Kadıncağız, bir daha gidip 'ateş' ister. Yine eli boş döner.
..
Ayrılıp eski partisindeki görevinden
Yeni parti kuracaklaradır bu sözüm:
“Düğün alayı çıkmaz cenaze evinden”
Parti yeni olmuş, insan eski kaldıkça
Semer farklı eşek aynı eşek oldukça
Mümkün değil derde deva bir çözüm.
..
Tabiat anada düğün vardı
Bembeyaz gelinlikleriyle
Donanmıştı bütün çamlar
Aman tanrım bu ne güzel düğün
Her mevsimi ayrı güzel ülkemin
Gökyüzü masmavi,
Güneş öylesine parlak
..
Düğün salonunun içine daldım
Etrafıma şöyle bir baktım
Şair dostlarımı salonda aradım
Kimse yoktu yalnız kaldım
Kırıldı kolum, kanadım
Beni yalnız bırakmazlar sandım
..
Şu gördüğün yalı, saray, kâşâne,
Dün kimindi söyle, ya bugün kimin.
Ey kendini bilmez, sarhoş divâne
Şu cenaze kimin, şu düğün kimin.
Öleni görür de ölmem sanırsın
Şu musalladaki senin gibiydi.
..
ne zaman bitecek bu hasret?
hangi aynaya baksam
papyonlu takımlarla ben,
telli duvaklarla sen.
nerde bir düğün görsem
orda gelin sen,
damat ben.
..
İçimde senin hasretin var yine bugün
Yerlerde sürünüyor gururum
Kuruyan bütün çiçeklerim yeşerdi bugün
Seni özledim.özledim seni kokusuna kurban olduğum
Tüm yasaklarıma genel af çıkardım bugün
İçimde tarifi imkansız coşku
Bütün çıkmaz sokagımda düğün
..
Bu babamın evidir
Tahtaları kevidir
Tahta çürük mıh tutmaz
Yarim küçük söz tutmaz
Bu babamın yoludur
Yolu neşe doludur
..
Ölümü zalim sanıyorlar
Ama yaşamak zalim
Ölüm allahın emri
Leyla ile mecnunun kavuşma dileği
Ölüm kimine düğün
Kimine zulum gelir
..
Canan
Nice düğün gördüm; bayram yaşadım.
Sensiz düğün bayram sarmıyor canan,
Tutuştum yanarım baştan ayağa,
Kimse dumanımı görmüyor canan.
..
KARİA
Nerdesin..? Karia!
Seni
Tuzlu akdenizde
Selsebil encamıyla!
Arıyorum.
..



