Sahile vurulmuş bir yürüyen mezarlar enkazında,az kalsın unutulacak bir rüyayı anımsar gibi değil.. Ezelden beri esen bir rüzgar sesinden,dul kalmış bir eski zaman hüzünlüğüyle ayıklıyorum dostluğunu.. bazen, kırk yılın elli liralığı etmez olmuşlukların gölgesinde, başka türlü olabilcekleri bağıran dindirilmez bir akhileus öfkesi oluyorsun yokluğunla yağmurlanan gözlerimde.. Bazen,en elle tutulur sessizliklerin en kulakları sağır eden çığlığı oluyorsun,bütün herşeyin ırzına geçmiş vefasız zamanlara inat.. bazen çok olandan tek olanı yaratamamış olan yeteneksizliğim,bazen tek(sen) olandan çok olanı yaratabilme mutluluğum..bazen de,en cellatımsı bir fay hattında, uğuruna ölümlere gitmek isteyişim oluyorsun.. Bazen bu,bazen şu şekilde herşeyin üzerinde ve herşeyden başka oluyorsun.. Ama her zaman; geleceğe, en canlı ve en net bakışımın ta kendisi,biricik dostum ve can yoldaşım oluyorsun..//
Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz
Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telâş
Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel,
düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz kafalılar! Ey sadrazam!



