25 yılı geride buraktığım dünya hayatında çocukluk evresini çıkardığımda elde çok kısa bir süre kalıyor… Hayat temaşaasına 12 yaşında başladığımı düşünürsek 13 yıllık bir dönem hem eğitim hemde hayatın diğer alanları olan yaşam ve sosyal hayat için çok geniş bir süreç değil.
Ancak ben bu 13 yıllık süreci gerek eğitim, gerek iş gerekse sosyal yaşantım ile dolu dolu bir hane getirmeye çalıştım kendimce. Temelinde kendini memnun etme arzusu her ne kadar olsa da yaşantımla çevreme de faydalı olmaya çalıştım, bunu ne kadar becerebildiğimi tam bilmesemde dostlarımın sayısının çok olması bu anlamda farkedilir bir şeyler olduğunu ortaya koyuyor… (düşmansız insan zaten yoktur…değil mi?)
İyi bir aile ortamının ardından eğitimle başlayan hayatım ortaokul döneminde şiir ve tiyatro ve müziğe olan ilgimle bütünleşince eğitim yaşantımın bir bölümünü bu uğraşlar almaya başladı… 1999 yılında ilk tiyatro sahne deneyimimi okul tiyatrosu ile yaptım. Şuan yazılmış 850 civarında şiir, 100 civarında makale, 6 beste(türkü) , birisi stand-up olmak üzere 2 tiyatro senaryosu, ve sahnelenmiş onca tiyatro oyunu. İlk bağlamam lise son sınıfta (2001) de stajyer öğrenci maaşım olan 66 TL’ye aldığım ve sonradan solak olarak tesfiye ettirdiğim sazımdı… Daha sonra ise iyi bir ücret verip yaptırdığım halde hala çok iyi çalamadığım iki bağlamam var…
Lise döneminde profesyonel anlamda sayılmasa da başlayan sahne çalışmalarım üniversitede arkadaşlarımın desteği ile kurduğum Düşünce ve Sanat Kulübü ile hatrı sayılır eserleri sahnelememize imkan tanıdı ve belki biraz çıtamı aşmış oldum…
İlk radyo programını yaptığımda sadece şarkı çalmak beni cezbetmediğinden, programıma gevezeliğimle eşlik etmek istedim. Bunun dinleyenlerimi sıkacağını düşünürken tam aksine dinleyici kitlesini artırması üzerine uzun bir süre radyo programına da devam ettim…
İsmi lazım değil popiler birkaç televizyon yayınındanda şöyle bir geçmişliğim oldu… Ama bu uğraşa ayıracak kadar zamanımın olmaması ile bu alandaki düşüncelerim buz hanemde duruyor…
Organizasyon çalışmaları işe her zaman var oldu ve devam ediyor da…
Asıl işim bu renkli dünyanın tam ters köşesinde…ve de bağdaşmıyor… Muhasebe’yi oldu bitti sevmedim-oldu bitti içinde buldum kendimi…
Üyesi olduğum dernek ve vakıfların çalışmalarında ise mümkün mertebe aktif rol oynamaya çalışıyorum….
Şimdiye kadar yaptığım en iyi işlerden birisi belki de şuanda doğum sancısını çektiğimiz gazete… işte bu gazetenin genel yayın yönetmeni benim…demekten ziyade işte gazete dediğin böyle olur demek için… şuanda da emeğimi bu yönde sarf ediyorum…
Umarım daha güzel şeylere de imza atma fırsatı bulur ve inşallah bu konuda ufakta olsa insanlığa faydalı olurum..
Gurubuma üye olduğunuz, arkadaşlarınızı davet ettiğiniz ve…herşeyden öte samimiyet,saygı ve sevginiz için teşekkürler…
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!