Bahara çalıyor yüreğim,
Toprağın akımına,
Avuç dolu eksi kalmış bakiye
Çağlatarak çikolatayı
Emmek lazım tüpünden
Karatahta günlerimden ne kaldı
Çift dikişli sevdalardan hangisi
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




çok iyi dil,dilden de yüz okurum hüso
sen de böyle kösten köpelek olarak kal o zaman:)
anladım ..senin de işin şiirle değil..kukara makarayla
diğerlerinin farklı bir versiyonu yani..
çukulata tüpüne nerden baktığına bağlı kösten köpelek
Bakınız kanra hocam...asaf halet diyor ki; şiir bir çok mısradan oluşmuş tek bir cümledir..
bu mealde bir sözü var..tam metnini bilahere yazarım...
Bu nedenle bir şiirin yaslandığı bir dünya görüşü, tematik bir yapısı, musikisine dair bir atmosferi, anlamının kokusu vardır...
ve bu anlamda şiir bir bütündür...bendeniz burada kolay kolay şiir tercümanlığı yapmadım...bunu şaire hakaret sayarım...tercüme şiir, bir başka dilden başka dile bir zaruretten olan durumlar müstesna..
ancak türkçe yazılmış bir şiirin tercümesi olmaz..toplu bir algısı olur..
biz ilk yorumumuzda ne demiştik..
şiirin dayandığı dünya görüşünü, zamanı ve zemini kavrama şeklini, temasını, üslubunu vermiştik..
benim şiirle sohbetten anladığım bu olmuştur..ve böyle kalacaktır..
Ben 1971 yılında sezai karakoçun ping pong masası şiirini ilk okuyuşumda sevmiş ve ezberlemiştim...bakalarının da bu şiiri seveceğine inanıyordum..lakin okuduğumda ya müstehzi bir gülüşle karşılandım..yahut ne anlatıyor bu adam dediler
zamanla aynı şiirden benim gibi zevk alabilen insanlara rastladıkça güven kazandım..dedim ki..
bazı tarzlar, bazı insanlara mahsus..
onları çok zorlamamak gerekir.
en önemlisi şiir bir zevk meselesidir..akıl zevkin oluşmasında idrakin gelişmesinde bir rol oynar ancak bir yere kadar
zevken idrak denilen bir duyarga mevcut değilse bir insanda veya bu duyarganın çalışabilirliği bir yere kadar ve sınırlıysa gerçekten yapılabilecek bir şey yok...
bütün samimiyetimle size olan şiir mesafemi belirttim...şiirde zevki birliğimiz olmamasının, insani ortak payda da ayrı düştüğümüz anlamına gelmez..
ve sizin sorunuza verebileceğim yanıt bundan öteye gitmez
Kerhende olsa topu saha içinde dolaştırman hoşuma gitti Arap Naci Hadi geçmiş olsun.Bu sabahtan beri benim sol gözüme kan çöktü.Laptoptan değil 6 saat uykudan kalktığmda böyle oldu.Bakalım 24 saatte geçmezse doktora gitmeliymişim.Facebook a sordum O söyledi.ben de inandım.Hayırlı geceler..
Hangi şiirden bahsettiğini anlamadım.Atatürk şiirlerini ne zaman nerede astında biz saldırdık.Gerçekleri saptıran bir şiirse saldırmışımdır.Lakin hatırlamıyorum muhterem. hocam.Mesela Atatürk'ü putlaştırırsan her zaman tepki gösteririm vesselam.Atatürk kendisini aşırı övenleri terslemiştir bildiğim kadarı ile.vesselam.
Ben kimseyi imtihan için sormu/yorum.Açık açık diyorum benim tahsilim lise üstelik teknik lise..Şiiri seviyorum.Yazmaya çalışıyorum.Yüksek tahsilli hocalarımdan bir şeyler öğrenmelk istiyorum.Hepsi bu,
şiiri ben çözdüm çözerim gibi bir iddiam hiç olmadı.
Sinyali hocamda görüldüğü gibi topu taca attı.Son üç satırı sormak kabahat oldu.Tamam şiirin tamamını açıklayında istifaDE EDELİM O ZAMAN.vesselam.
Yahu Muhterem İzmir'in Kurtuluş Gününde Atatürk ve Kurtuluştan söz eden bir şiir asmak Atatürk yobazlığıysa evet, Atatürk yobazıyım :))
şiir şunu anlatıyor dostlar,daha fazla uzatmayayım..yaram acıyor sandalye tepesinde çünkü..
iki 12 lik çocuk ki birinin ağzı çikolata tüpüne dayalı oysa birinin eli dokuma tezgahında.
eğilseler yere aslında bir kurbağaya değebilir oysa ikisin de eli.ikisi de bir kurbağayı sevebilecek yaştalar çünkü.
biri çağlayanı aramaya mahkum.bakkal defterindeki borç eksi veriyor çünkü.ötekinin umurunda mı dünya..uçan balığın peşinde..
işimiz zor dostlar..
keşke hergün buna benzer,pastalı çikolatalı şiirlerle çocukluğumuza savrulsak ..keşke..
iyi geceler herkese
Bu şiir ile ilgili 107 tane yorum bulunmakta