Gök yarılmış bu topraklara düşmüş şeytan
toprak yarılmış,Meydanlara çıkmış,,cehennemdeki zebane...
Asıyor kesiyor biçiyor din adına,canlar alıyor
Ne din sayıyor
nede Allahtan korkuyor,
başımıza Azrail kesilmiş,
..
Bazen şaşırıyorum kendi kendime
nerede hata yaptîğımı bulamîyorum
seni düşünmekten alamıyorum kendimi
Ağlanacak halime gülüyorum işte
Hani sen benim tek vaz geçilmez im din
Ekmeğim din aşındım başımın belası sırda şımdın Paramparça olmuş yüreğime ilacımsın. Ah şu dünya bir ters dönseydi geçmişte yaşanmış lar geri getirseydi tabi ki ilk isteyeceğim sen sen olacaktın
Seninle sürünmeye razıyken kaybetmek çok koydu bana Şimdi ise keşkelerle süslediğim hayatımla yalnız alemlere akıyorum Sende beni duymadıktan sonra
..
Bir umudum dun sen aylara yıllara sünger gibi çektiğim
Sevincim din heyecanımdın
Dikenli yollarda yalın ayak koşarak geldiğim
Bir güvencem din hiç ama hiç beni bırakmaz dediğim
Hayatın beni kandırdığı sendin tek sevdiğim
Kendimden bile kıskanırken seni sendin ellere teslim ettiğim
Şimdi sızı sın içimde baş ağrısı gibi diş ağrısı gibisin yavaş yavaş erittiğin
..
Sabırla doğmamı bekledin
Doğmadan karnında sevdin
Azrail’le mücadele ettin
Çünkü sen annem din
Gece gündüz demedin
Her zaman nöbet bekledin
..
öteleme-dışlama garip sırdaşı,
maveraya gitmek ister yoldaşı,
içerden dışarı mazlum haldaşı,
irticaya hükmetme budur,işte din bu,
açıklayamazsın bunu burjuva ile,
coğrafyadan mütevellit daire ile,
kafada verilen ayrık töz ile,
..
Kışlanın önünde sıra söğütler
Oturmuş binbaşı asker öğütler
Yemen'e gidiyor babayiğitler
Ağlaman analar yine geliriz
Din millet yoluna kurban oluruz
..
Kâfirûn suresinde açık inancın sırrı
Hiç bir insan kabul etmez diyor başka dini
Biliriz istisnalar bozmaz genel kuralı
Kanıt değil mi din değiştirmenin zorluğu
Her insan içinde görebilir hakikâti
Genlerimizden aktarılmaktadır o yeti
..
AB ve ABD cuma hutbelerine karışıyor! Cuma hutbelerinde Ali Imran Suresinin 19uncu ayeti okunuyordu, şimdi okunmuyor! AB ve ABD bu ayetden rahatsız olmuşlar ve dolaysı ile Diyanetin bunu yasaklamasını istemişlerdir. Bizim Diyanetde, Dinler arası Dialog adına yasaklamıştır! Yani AB ve ABD cuma hutbelerinize kadar girmişler, siz ise bunu dinler arası diyalog adına hoş karşılamaya mecbur tutulmuşsunuzdur. Bazı cesur hocalar bu ayeti devam okuyorlar, ama resmi olarak bu ayeti hutbede okumak yasak! !
Ayetin tamamı şöyle:
Ali İmran Suresi 19 allah katında din İslam’dır.Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki azgınlık/haset/hak tanımazlık yüzünden ihtilafa düştüler...Kim allah’ın ayetlerine nankörlük ederse, allah hesabı çabucak görecektir.
Bitabi Hıristiyan olan bir ülke, yani AB ve ABD bundan rahatsız olacaktır. Bu ayetden onların rahatsız olup olmamaları pekte umrumdaydı. Velhasıl beni sinir eden ve beni çileden çıkaran asıl husus, buna alet olan insanların ' MÜSLÜMANIM' diye ortada gezmeleridir! Utanmadan birde bunu ' Dinler arası Hoşgörü' için yapıyoruz demezlermi? ! Gelde çileden çıkma arkadaş.
..
Şêrînê, şêrînê
_____Gulçîçek û nesrînê
_____________Rû sorgula evînê
____________________Ez dil didim mizgînê
Şêrînê, şêrînê
________Ez dîn kirim
..
Ülkemiz,nispeten sukunet içerisinde geçirdiği birkaç yıldan sonra korkarım,yakın geçmişte yaşadığı şiddet dolu yıllardan daha uzun süreceğini sandığım,yeni bir terör dönemine ayak basmış durumdadır.
Korkarım ki bu yazı bilimsel/deneme türünden bir yazı olacaktır.Okumaya başlayanlara sabırlar dilerim.
Terör’ün tanımı,halk’ı korku ve yılgınlığa sürüklemek suretiyle.....amaçlıyarak,diye başlayıp sürer gider.Bu şekilde pek çok tanım üretebilirsiniz.Ama bu tanım terör’ündar tanımıdır.Geniş anlamıyla terör; kişi,topluluk grup ya da devlet’in belirgin (önceden belirlenmiş) bir amaca ulaşmak için şiddet gösterisine girişmesidir.
İki tanım arasındaki temel fark,dar anlamıyla terör’ün örgütlenmiş,siyasi bir nüve oluşturmuş insan toplulukları arasındaki ilişkileri deforme etmeye/yeniden üretmeye,oluşturmaya yönelmesi iken,geniş anlamıyla terör,tek tek bireyler ve devlet öncesi topluluklar arasındaki ilişkileri deforme etmeye/yeniden üretmeye yöneliktir.
..
HAYDİ BİRLİK OLALIM
Diyanet işleri başkanlığımız 1986 yılından beri kutladığı Camiler Haftasına, 2003 yılında Din Görevlilerini de ekleyerek “Camiler Ve Din Görevlileri Hahaftası” adı altında kutlamaya devan ediyor. Her yıl bir tema belirleyip bu konuyu o hafta bütün detayları ile işlemeye gayret ediyor.
İlk zamanlar cami bakım, onarım ve temizliğini baz alan bu uygulama bir nevi genişletilerek devam ediyor. Gayretlerini takdirle karşılıyor, başarılarının da devamını temenni ediyorum.
Ama asıl üzerinde durulması gereken camilerimizi ziynetsiz, süssüz ve ışıksız bırakmamak. Camilerimiz her ne kadar dışı gözümüze ve içi gönlümüze hitap etse de; asıl amaç cemaat olmalıdır.
Ne kadar şaşaalı ve debdebeli olura olsun, cemaatsiz cami ruhsuz bir insana benzer. Kartondan aslan gibidir. Görüntüsü muhteşemdir ama bir çocuğu dahi korkutacak ruhu yoktur. Camilerimize tekrar o ruhu vermek, içini doldurmak istiyorsak cami ile cemaatin arasını düzeltmeliyiz. Madem müslüman bir ülkede yaşıyoruz, beldemizde, mahallemizde, köyümüzde, mezramızda da camiler mevcut. Bunları şenlendirmeli, sadece namaz kılınan mekanlar değil, müslümanın cazibe merkezi haline getirmeliyiz.
İnsanlık onurunu yüceltecek, baş döndüren hayatın stresinden kurtaracak, güzel ahlakını kişilik haline getirecek kitaplarla camilerimizin bir odasını kütüphaneyeye çevirmeli; yine haftanın belirli gün ve geceleri tevsir, akait, fıkıh ve siyer gibi derslerle daha bir işler hale getirmeliyiz.
..
“HİDAYETE ERDİM..? ”
Yaşadığımız topraklarda yani T.C. sınırları içinde; önceleri Musa ve İsa’nın göksel dinleri;
Antik yunan, Mısır ve Mezopotamya dinleri/inançları; doğudan gelen göçmenlerin/istilacıların Şamanizm, Budizm gibi farklı inançlar var olmuş.
Ve sonra İslam.
Yaşadığımız topraklarda yani T.C. sınırları içinde; değişik çağlarda çok farklı kavimler yaşamış. Malum burası yolgeçen hanı, han da değil geçit yeri, köprü. Farklı dinler/inançlardan daha çok farklı kültürler/kavimlerin uğrak yeridir memleketimiz.
..
Kardeşleşme önce iki, sonrada birçok şehir devletlerinin hiç bilip tanımadığı bir yeni yaşam ve düzenleniş yükümüne sokmuştu. İç evlilik yasaklanmış. A şehri kızlarını B şehrine eş olarak veriyor, B şehri de kızlarını A şehrine eş olarak veriyordu. Bu eviriliş kan kardeşliği idi. Kardeşleşen toplumlar ittifakı ortaya çıkıyordu. Bugünkü bağlamda bir biyolojik kardeşlik değildi.
B şehrindeki tüm kadınlar, A şehrindeki erkeklerin karıları idiler. Doğal olarakta, A daki tüm kadınlar da B şehrindeki erkeklerin karısı oluyordu. B şehrinde doğan bir çocuk, eğer kız ise, ananın gelin geldiği yere A'ya gönderiliyordu. Yani ana yerli, ana soylu oluyordu. Sütannelikler ve sütanne kardeşlikleri oluşuyordu. Yani A toplumuna aitti. Böyle olunca bu kız artık B şehrine göre bir kadındı. Kendileri ile evlenilebilirdi, yani kendisini doğurtan babanın ve baba yerli erkek kardeşin karısı idi. Eğer doğan çocuk oğlan ise kadının gelin geldiği yerde kalıyordu, yani baba soylu idi. B' toplumunun aidi idi.
A şehrindeki insanlar, B şehrindeki insanlarla da kardeş olmuşlardır. Yani böylece iki şehir kardeşleşmiştir. Bu biyolojik kardeşlik değil, ama çok önemli barışa ve toplumsal evirilmeye atılmış çok büyük bir uygarlaşma adımıdır. A ve B kült şehirleri arasında birbirleri ile kan bağı kurmuş kardeşleşilmiştir. Bu ilişkilenişte, bu düzenlenişte, Ahlaki norm yasalar dayı ile yeğen, hala ile yeğen arasında cinsel ilişkiyi yasklıyordu.
A şehrindeki bir erkek B şehrindeki bir kadınla evlendiği zaman aynı zamanda kardeşi ile (kardeşleştiği, biyolojik olmayan) evlenmiştir. O zamanın kardeş kavramı böyle tanımlanıyordu. Aynı ana babadan doğmak bir kardeşlik değildi. Asla bu günkü kardeşin anlamını bildiğimiz gibi değildi. Toplumun bu ilişki biçimi zamanla da değişecekti elbet. Ama Tevrat'ın sayfalarına da, şimdi bizi şaşırtan bir deyişle geçecekti. İbrahim, kardeşim dediği, kardeşi olan Sara ile evli idi. Bu gayet normal ve ahlaki, o günün süren gelenek ve göreneğine uygun bir davranıştı.
..
Din İstimarcısı
İST:- 11.10.2008
00.45
Bunların yüzü kara, utanmadan derler, ak!
Fenerin ışığını, nasıl söndürdüler, bak?
..
Hak Söz Sahibi’ni dinlen!
Sözü dinle ki; sen “dîn”len!
Dünya yorar; “Dîn”le dinlen!
..
Adalet, bilim, edebiyat, sanat, moden hukuk ve evrensel insan,kadın,
hayvan ve çocuk hakları, çevreye saygı birikimi işçi hakları ve
köleliğe karşı kazanılan mücadele vb.. Bunların tamamı
tanrı yanılgısını farkındalığı ve dinden soyutlanma ile kazanılmış ve hayata geçirilmiştir.
'Tanrı yanılgısını farketmek ve öteki dünyayı kaybetmek bize bu dünyayı kazandırır'(Eric Fromm)
..
Cumhuriyet mitingleri bizi kendi kendimize bazı sorular sormaya yöneltiyor.
-Demokrasiden vazgeçebilir miyiz?
-Seçimlerden?
-Bilimsel düşünceden?
..
TÜRKMEN ALEVİLİĞİ
-Tarihte bazı büyük adamlar, bazı meşhur sözleri ile hatırlanırlar. Hacı Bektaş-ı Veli de bunlardan biridir. Hepimizin ezbere bildiği; “Eline, Diline, Beline sahip ol” sözü Türk Kültüründe çok önemli bir yer almaktadır. Bu cümlenin yorumunu konumuzun sonuna bıraktık. Türkler'in Ana Yurdu Orta Asya'dan bir Çığ gibi kopup gelen, Hoca Ahmet YESEVİ'nin Müridi, Gönül Erenleri'nin Sultanı Hacı Bektaş-ı VELİ, Anadolu'yu Türkleştirmek ve İslamlaştırmak için gönderilmiştir. Bunun yanında Mevlana, Yunus, Tapduk Emre, Sarısaltuk ve Hacı Bayram-ı VELİ de aynı vazife için Anadolu'ya gelmişlerdir.
-Kısacık ömrü boyunca Doksan Bin öğrenci yetiştirerek, İslam'ı Tebliğ için, Dünya'nın değişik bölgelerine gönderen Hoca Ahmet YESEVİ Hazretleri, 63 yaşına bastığında, kendi Medresesi'nin altına bir mezar gibi mağara kazdırarak, yerin altına girmiştir.
-O şöyle diyordu; “Allah'ın Kainatı yüzü suyu hürmetine yarattığı, İki Cihanın Serveri, Sevgilisi(Habibi) Hz. Muhammed 63 yaşında kara toprağın altına girmişti. Ben bu yaştan sonra yeryüzünde nasıl yaşarım? Bu hayat artık bana haram olsun” diyerek, 63 yaşına geldiğinde, kendince Mezar kabul ettiği bir mağarada ibadetini yaparak, kalan ömrünü orada tamamlamıştır.
-Türkler'in Hz. Muhammed'i ve Ehl-i Beyt'i ne çok sevdiklerini bu örnekte görmekteyiz. Arap tarihinde Peygamberi bu kadar seven, ve bu gibi bir eyleme başvuran birilerine rastlamak mümkün değildir. Alevi ve Sünni ailelerimizde çocuklarının adını Hasan ve Hüseyin koyan sayısız örnek vardır. (Sünnilere ait dedikleri(!)) Camilerimizde bile; Allah, Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali'nin isimlerinin yanında mutlaka Hasan ve Hüseyin'in de isimleri vardır. Anadolu'daki Sünnilik anlayışında bile Aleviliği'n etkisini görmek mümkündür.. Belki de Türkler'in Hz. Muhammed Sevgisi, onun Türk olmasından kaynaklanıyor olabilir. İleride Peygamber Efendimizin Türk olduğuna dair bir araştırmamız kitap olacaktır. Bunu sizlere sunmanın sabırsızlığı içerisindeyiz.
..
Din bana yardımcı olmuyor.. Hayırlısı böyleymi$ neyse o olsun, demekten ba$ka alternatif sunmuyor.. Ahiretimizi yangınlarla kurdunuz, dünyamızı ate$e vermeyin hiç olmazsa!
..
Sen gecenin koynun da kaybettiğim masal perim
Ben seninle her gece yanarım her gece viraneyim
Biter dediğim de bitmeyen yürek yangınım dın
Sen gecenin koynun da bende yeniden doğuyorsun
Sen gecenin koynun da penceremden doğan güneşim
Ben seninle her gece ölürüm her gece dirilirim
..