DİN ŞİİRLERİ

DİN ŞİİRLERİ

Mehmet Çoban

Askerlikteki dört günlük askeri cezaevinden sonra ilk defa ciddi suçlamalarla cezaevine girmiştim. Suçumuz büyüktü. Devleti yıkıp, yerine şeriat devleti kuracaktık. O kadar komikti ki, üç kitap okurken yakalanmak, birkaç kişiye dini propaganda yapıyor diye yakalanmak, koskocaman devleti yıkacak, yerine şeriat devleti kuracak suçlaması yaptırıyordu. Savcının iddianamesi aklıma geldikçe gülüyordum. Yakalanan beş kişi, nasıl oluyor da, koskoca devleti yıkar, yerine şeriat devleti kurar? Böyle bir komediye kim inanır? Ne yazık ki inanan vardı. Veya inanç değil de böyle suçlamalar yaparak, bazıları din düşmanlığını egemen kılmaya çalışıyorlardı. Gece yarısı tutuklandığımdan bu yana yirmi gün geçmişti. Isparta Emniyetinde geçirdiğim on beş günlük gözaltından sonra cezaevine gönderilmiştim. Isparta’nın doğusunda, şehir ile askeri birlik arasında bulunan cezaevine götürülürken, siyasi şube amiri Halil Gören “seni beyaz saraya götürüyoruz” demişti. Beyaz saray, Isparta cezaevinin polis dilindeki ismiymiş. Isparta’nın eski cezaevini biliyordum. Ancak bu yeni cezaevini hiç görmemiştim. Belki de önünden geçmişimdir. İnsan bazı şeylerin önünden geçse de ilgi alanına girmedikçe hafızasına kaydetmiyor. Isparta’nın yeni E tipi cezaeviyle ilgili anılarımda hiçbir şey yoktu. Hâlbuki şehrin içindeki sadece erkeklerin kaldığı eski cezaevi anılarımda tazeliğini koruyordu. Ayrıca evimize giden yol üzerindeki kadınlara ait cezaevini hiç unutmuyordum. Kadınlar cezaevinin önünden geçerken, içerideki kadınlar gelip geçen gençlere pencerelerden laf atıyorlardı. Atılan laflardan dolayı yüzümün kızardığını hatırlıyorum. Cezaevine girerken başgardiyan tutuklanma kâğıdımdan suçumu okuyunca, “namaz kılıyor musun? ” diye sordu “evet” dediğim için, beni namaz kılanların çoğunlukta olduğu koğuşa göndermişti.

Koğuşa girdiğimde beni Sait ve arkadaşları karşılamıştı. Sait ve arkadaşları, 1980 ihtilalindan sonra Antalya’da tutuklanıp Isparta’ya getirilen ülkücülerdi. Mahkeme daha güvenli olur diye ülkücüleri, Antalya’daki cezaevinden Isparta’ya nakletmişler. Herhalde ülkücüler cezaevini basar diye korktular. Sait Urfalıydı. Kürt kökenli olmasına rağmen, ülkücülerin arasındaydı. En çok buna şaşırmıştım. 70’li yıllarda İslamcı, ülkücü olmak, etnik kökenlere dayanmıyordu. İslamcılar din değerlerini daha çok öne çıkarıyorlar. Osmanlı devletinin yıkılışından sonraki Müslümanların haline üzülüyorlar. Osmanlı döneminin üç kıtaya hükümran imparatorluğunun özlemini çekiyorlardı. Devlet, solcular, düzenden yana olanlar İslamcıları şeriatçılar, Osmanlıcılar, Ümmetçiler diye suçlayarak öteliyorlardı. Ülkücüler ise, ateizme, sola karşı Milli değerleri öne çıkarıyorlar. Etnik kökene önem verseler de, fikir liderlerinin “kim kendini Türk hissediyorsa Türk’tür” sözüne itibar ediyorlardı. Ülkücüler iki ana gruba ayrılmıştı. Etnik kökeni öne çıkaran, Nihal Atsız’ı fikir önderi kabul eden bozkurtçular. Bozkurtçuların içindeki bir grubun Şamanist olduğu söyleniyordu. Bazıları onların diğer ülkücülerden ayrı olarak, özel toplantılar düzenlediğini, kımız içtiklerini, kendilerine göre Şamanist ibadet yaptıklarını söylüyordu. Hiç şahit olmamıştım. Söyleyenler ülkücü olmadığında inanmıyordum. Bazen ülkücülerden de söyleyenler olduğunda hayret ediyordum. Bozkurtçuların içinde de Müslümanlığını öne çıkaran, Şamanist olanlarla mücadele edenler vardı. Müslümanlığını, Milli değerleri öne çıkaran ikinci gruba hilalciler diyorlardı. Üç hilalle kendilerini simgeleyen bu grup din değerlerine daha çok önem veriyor. Bünyesinde farklı etnik kökenleri barındırıyorlardı. Aslında hilalciler grubuyla, İslamcılar arasındaki büyük farklar yoktu. Din değerlerini öne çıkaran hilalciler, sola, ateizme karşı sert mücadeleden yanaydılar. İslamcılar ise fikri mücadeleyi tercih ediyorlardı. Hilalcilerle İslamcılar arasında belirgin ayrım siyasal parti seçimiydi. İslamcılar Necmettin Erbakan’ı, dolayısıyla Milli Selamet partisini takip ederlerken, hilalciler Alparslan Türkeş’i, dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisini takip ediyorlardı. İslamcı yazarlardan sayılan Necip Fazıl Kısakürek ilk zamanlar Erbakan’ı desteklerken, değişik yorumlanacak nedenlerle ülkücülerden yana tavır almıştı. Sait din bilgileri açısından kendini yetiştirmiş. Koğuşta namaz kılanlara imamlık yapıyordu. Koğuşta kırk beş kişi vardı. Ülkücüler on altı kişiydi. On altı ülkücü birlikte hareket ediyor. Namaz kılıyor. Namazlarına Sait imamlık yapıyor. Onlara bazı mahkûmlarda katılıyorlardı. Benim iktibas dergisinde yazdığımı öğrenen Sait çok sevinmişti. İktibas dergisini takip ediyorlarmış. Yazılarımı okuyorlarmış. Dergide yazan biriyle cezaevinde birlikte yaşamak onlar için önemliydi. Bu öneme derginin sahibi, yazarı Ercüment Özkan’da katılınca, ülkücülerin heyecanı doruğa ulaşmıştı.

Ercüment Özkan geniş kültürlü, nerede, nasıl konuşacağını çok iyi bilendi. Elli yaşın, geçmiş hayatının tecrübeleriyle konuları mükemmel değerlendiriyordu. Konuştukça, insanları geniş kültürüyle şaşırtıyordu. Toplumun her kesiminden, her türlü fikirden insanla çok rahat konuşabiliyordu. Düşüncelerini aktarırken, sunduğu argümanlar çok fazlaydı. Kendi deyimiyle “katır” gibi kitap okurdu.

Koğuş yaklaşık otuz beş metrekare bir odaydı. Pencereleri tavana yakındı. İki yataklı ranzalar çok sıkı yerleştirilmişti. Birbirine bitişik yirmi beş ranza vardı. Elli kişi yataklarda yatabilirdi. Sait bazen altmış yetmiş kişiyi buluruz. O zaman, (ranzaların arasındaki geçiş alanlarını göstererek) , şu gördüğün yerlere yataklar atılır. Gece tuvalete çıkmak zorlaşır demişti. Bu odaya yetmiş kişinin nasıl sığacağını merak ediyordum. Koğuş kapısının giriş kısmında tuvaletler vardı. Cezaevinin koğuşa giriş kapısının tam karşısında, aşağıya dört basamakla inilerek demir kapıdan beton bahçeye çıkıyorduk. Bahçeye çıkan demir kapı sabah sayımlarında açılır, akşam sayımlarında kapanırdı. Mevsim kış, aylardan ocak, Isparta’nın karlı, soğuk günleriydi. Pencereler soğuktan açılmadığı zaman koğuş leş gibi kokuyordu. Pencereleri beş dakika açtığımız zaman koğuşun havası değişir ama buz gibi olurdu. Bereket cezaevi kaloriferliydi. Onun için soğuyan koğuş kısa zamanda iyi ısınıyordu. Doğrusu cezaevinin kaloriferleri çok iyi yanıyordu.
..

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Statükoculuk


Bakınız dindar arifler ve dindar olmayan arifler çok çok ilerde! Toplumu güzellikleriyle süslüyorlar. Onlar asla statükocu ya da tutucu değiller. Bir hakiklati açığa çıkarmak maksatlı çıplak yazıyorum.


Statükoculuk, doğruluğu önceden kabul edilmiş, sorgulanmayan esasların kabulü olarak bakıldığında öyle bir zehirdir ki çaresiz kalan akrebin kendini sokması gibi zaman içinde statükoyu da yıkar! Yıkılan statükonun yerine ikame statüko oluşturmak için dine sarılanlar pek çoktur! Zamanında ideoloji üzerinden insanları tek tipleştirmek sevdası güdenlerin pek çoğu günümüzde "Din" üzerinden aynı şeyi yapmaya çalışıyor! Bakın sizi şaşırtacağım; günümüzde yüzeysel olarak din büyüklerini veya esaslarını slogan ve söylem bazında savunanların pek çoğu aslında statükoculardır. Bunların arasında; eski din karşıtları, eski hovardalar, eski üçkağıtçılar, eski haramiler, eski zilliler, eski despotlar çoktur...
..

Devamını Oku
Haci Timurtaş 2

onu bütün dinlerden üstün tutar överim,...........mermaid.......denizkızı
................................................................................................Abdurrahman Yıldız
islamdır benim dinim dinlerin en güzeli,.......bilal......özcan
allah birdir diyoruz allah allah diyoruz
allah birdir demekten başka söz bilmiyoruz,...candost....okur

peygamberim muhammed iki cihan güneşi,.....tahsin.....emek
..

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Şer

Bir ortamda ya hayır vardır ya da şer. Aslında denge hali hayır haldir. Aşırılıklar dengeyi bozar ve sonuçta şer hakim olur. Şerrin oluşması için hayrın olmaması yeterlidir. Şer için ayrıca çaba sarf edenler olmasa dahi hayır yoksa o ortamda şer hakim olur. Zaten şerlerin en dehşetli kısmı hayır perdesinde yapılanlardır. Münafıkların gizli, perdeli şerri zalimlerin açık şerrinden çok daha tehlikeli olur! Çeşitli hayırların ya da kutsalların arkasına saklanan şer en fazla tahribatı yapar.

İyi görünümlü, toplumda kabul görmüş bazı insanların neden fesat ve kıskanç davranış gösterdiklerini düşünmüşümdür! Kendi hayatlarını gereksiz kısıtlamalarla daraltan kişiler başkalarının da aynı şekilde daralmasını ister. Ruhlarındaki esaret ve kötülüğü topluma bir şekilde yansıtırlar. Şeklen iyi, ahlaklı, kutsal görünmeye odaklandıklarından özü kaçırırlar.

Riyakarlığın en üst safhalarına ulaştıklarında ise dengesizleşir ve hayırı, şerri birbirine karıştırırlar. “Kaş yaparken göz çıkarmak” gibi bir haldedirler. İyilik zannıyla bir sürü şerri meşru sayarlar. Sadece pratiğe bakarlar; kolaycıdırlar. Yüzeysel davranışlar ve sahte gülüşler hatta sahte nutuklarla (vatan, millet, ideoloji) toplumu ve kendilerini kandırırlar. Ama “Mızrak çuvala sığmaz.” Yapmacık olan illa kendini gösterir. Bu tip kişiler kendi öz benliklerini dahi açığa çıkaramazlar, başkalarının kendi benliklerini açığa çıkarmasına da mani olmak için çaba sarf ederler.
..

Devamını Oku
Navruz Kaplan

Biz bize bakarsak yobazlar türer
Cumuhurriyeti kurduk rahat ederken
Şaşırmış olsa gerek mutlu değiler
İstemiyor yobaz maksat cumuhurriyet

Layık devlet cumuhurriyet var karşında
Rahat yaşamayı istemez ki müslüman
..

Devamını Oku
Kaan Karadağ

adı yok sözcüklerimizin
diğerlerinden ayrı..
sen
....senden kopan ne varsa saklamadan
.............arta kalan olmadan....
..........................................yüz görümlüğü dahi istemeden....
....................................................................................ver/din.
..

Devamını Oku
Seyfet Bozçalı

İyilikler olunca çok üzülür vah eder,
Hak yolunda görünce,üzülerek ah eder.
Doğru yolda olunca kendisini kahreder.
Din den dön diye şeytanın kalbi çarpar.

Kandırmak için kulu,türlü yolları geçer,
Herşeyi hoş gösterir,hile yolunu seçer,
..

Devamını Oku
Sebahattin Kömürlü

kurtuluş mümkün mü? eğer kolay olsaydı elbette mümkün diye biliriz.
ancak bu ülkede, iki savcı veya,iki hakim bile bir konu hakkında ayni fikirde olamıyor.
bunun nedenini hiç şüphesiz yıllardır bile bile sapılan veya saptırılan eğitim politikalarında aramamız gerek.
o eğitim politikaları yalnızca hukuku delik deşik etmedi. toplumu da delik deşik etti. toplumda tüm kavramlar ikircikli hal aldı.
adam diyor ki " çalıyorlar ama, çalışıyorlar da" ve de bu insanlar dindar. namaz da kılıyorlar. bu anlamda din de delik deşik olmuştur.
bu din anlayışına aslında var olan din de denemez. buna dense dense uydurulmuş yalanlar denile bilir.
henüz yeni bakan olan bir bakan "bu ülke neleri kaldırmadı ki" diyor. bakan olan zat, ülke insanlarına bu kaldırma lar ın bedellerinden hiç bahsetmiyor.
..

Devamını Oku
Vedat Sadioğlu

Kısaca, ‘din’i, dünyevi işlerden
Siyasi faaliyetlerden uzak tutmak
Yönetimde, hukukta bilimi kullanmaktır
Lâiklik, akıl ve bilimi rehber yapmaktır

Fransız İhtilâli’nden sonra yayılmış
Batılılaşma’nın bir aşaması sayılmış
..

Devamını Oku
Bayram Kaya

Laiklik, din ve inançların yapı alanlarını belirleyip, bin yılların süren alışkanlığını toplumda ayırmış, ait olduğu yerde, halkta bırakmıştır. Laiklik, inançların halk içinde, özel ve öznelde var oluşunu, gelişmesini, güvenlik tehdidi yapmadığı sürece, hiç karışmayacaktır. Nesnel ilgilenilme gelişemeyen kişilerin, inançsal yönden geliştirilmesi kazanımı benimsenmiştir.

Yeryüzündeki toplumlarda din ve inançlar yönetime ve üretime karışmacı olduğu için, bu karışma akli değil de nakli ve tutarlı olmayan, sınırlarına kadar ürettirmeyen bir oluş olması nedeni ile laiklik vardır.

İnançsal uygulama ilkelerinin, uygulanışından doğan aksamalar, ilkelerin doğma olup tartışılıp karşı gelinemez oluşu nedenle; denetlenemez olması, sorumlu bulunamaz olması ve inançlardan kaynaklı aksamaların düzeltmesine gidişi anlayışla karşılamaz oluşundan nedenle de, laiklik vardır. İnancın yanıldığını söylemek inançtan çıkmakla eş anlamlıdır.

İnançlar ve dinlerler, üretimin ve üretim yapılanışının, yani yapının, içinde olmayışları ve bu yapının sorunu olmayışı, bilinci nedeni ile de, laiklik vardı. Üretimin nedeni olmayan, üretim, kendisi sayesinde olmayan, çözümünde parçası olamazdı. Çözüm de, ondan ötürü onun ilişkilenişi ile olamazdı. Bunun için de, laiklik vardı.
..

Devamını Oku
Mikdat Bal

Akıl yürütüyorlar akait alanında
"yenilikçi" soytarı softalar atar durur!
İbrahim’i din derken din yıkma planında
Hak din İslam’dır ancak dine din katar durur!

İslamî kılıflara büründürüp sözleri
Aman dikkatli olun aldatmasın sizleri
..

Devamını Oku
Cuma Soylu

Bende bakan ola cam
*******************
Vallah bende bakan ola cam
Çalıp çırpıp kutuya koya cam
Haram haktır bak hile çoktur
Vallahi bende bakan ola cam
Din iman deyip inan soya cam
..

Devamını Oku
Sinan Karakaş

Her kim olursa olsun, haksızlığa uğrayan,

Ona el uzatmalı, ister bay, ister bayan,

İnsanlıktan nasipsiz, kana ekmek doğrayan,


..

Devamını Oku
İmam Sürensoy

tekbir getirerek insan yakan.
yakarken gülerek bakan.
ülkeyi amerikaya satan.
sizi gidi din bezirganları.

namaz niyaz dersin
bilerek kul hakkı yersin
..

Devamını Oku
İbrahim Faik Bayav

-Din-takım benzetmesi! -
Kötüye şut çekersek, ortada iyi kalır.
Şike tepildiğinde, siporun beyi kalır.
Katmam batıl olanı İslam'ın havuzuna;
Sonra, duruluk gider, tatsız bir mayi kalır.


..

Devamını Oku
Ramazan Ece

Din Nasihattir, ne demektir dinle
Anlatır şimdi Karataş Habibe
Allah için nasihat ise elbet
Onu da açıklar Demirhan Buket
Gelin dinleyelim bulalım ülfet

Din Nasihattir şüphesiz li Kuran
..

Devamını Oku
Bayram Kaya

Romus ve Romulus'ların torunları, yani Roma; dinlerin çeşitliliğine evet diyordu. Sakınılan oluşla bir dinsizliğe de evet diyordular. Sadece dinsizliğin (dinlere saldıran inançların) başarı kazanıp, üste çıkıp, muaffak olmasına hayır diyordular. O çağda, dinsizlik anlayışı, dine inanmamak anlamına gelen sözler değildi. Başka dinlere; ister totemist olsun, ister pagan olsun, ister putperest olsun; ne olursa olsun; başka inançlara tehdit olup, başka inançlara putçu diye saldıranlara “dinsiz” diyordular.

Monoteist anlayışlar, o coğrafyaya egemen olunca, dinsizliğin tanımı, anlamı da değişime uğrayacaktı. Kendi dininde olmamak dinsizlikti! Ancak günümüzde bu vurgunun üzerine ciddiyetle gidilecekti. İlkin Musevi monoteizmi olan (Yahudilikte) kendi dışındakileri hep dinsiz sayıldı. Hıristiyanlıkta kendisi dışını; yıkılması, yakılması gereken bir dinsizlik, sapıklık olarak görüyordu.

Diğer tek tanrı anlayışı olan İslam da bundan müstesna değildi: İslam da aynı şekilde; “İslam’dan gayrı olanları sapıklıkla itham” ediyordu. Oysa ilk totemistler, ironi oluşla putperestler birbirine ve de yeni yeni oluşan din sahiplerine hiç te dinsiz demiyorlardı. Çünkü totemizm, ilk baştan toplumsa yapının epey bir zamanı buyunca, hiç bir zaman din olmadı ve din iddiasında da değildi. Din, sınıflı yapının bileşim ürünüydü.

Yahudilik (Roma'ya göre dinsizlik) bir ırk dini idi. Saldıran bir din idi. İsrail dışındaki topluluklara da Yahudilik (dinsizlik) önerilince, İmparator Severius İmparatorluk ahalisine, Yahudiliği (Dinsizliği) yasaklamıştı. Yani kendisinden başkasını din olarak tanımayan Yahudiliği ve Hıristiyanlığı, Roma kendi mantığı içinde haklı olarak; dinsizlik olarak görüyordu.
..

Devamını Oku
Selim Temiz

Var oluşun sırrı mı, sandınız aklınızı
Din ile iman yüreklerde ki saklınızı
Göşteriş uğruna bolcadan harcamayınız
Vicdan azabı ile ilimsel yanmayınız! ..

Yalanı dışlamayan din, din değildir kardeş
Yalancıların tümü şeytandır, olur kalleş
..

Devamını Oku
Hatire Vaqif

Mə lə klə r sevgimi ağlayan gecə


Söylə din sə ssiz keç mə nim yanımdan,
Sə ssizcə danışdır görə ndə mə ni.
Dilin söz tutmasa hə yə canından,
Dilsiz baxışınla sevindir mə ni.
..

Devamını Oku
Sevinc Arzulu

Qelbimde ne qeder arzu besledim,
Xülyalar içinde azmışam deme .
Sevinci, ferehi tez-tez sesledim,
Erköyün böyümüş nazmışam deme .

En uca zirveni ala bilmedin,
Menim tek xeyala dala bilmedin.
..

Devamını Oku