Ömür dediğin, bağlamanın telinden süzülen bir uzun hava
Yankısı dindiğinde aslına dönen bir sükût.
Sesim, pasaportu iptal edilmiş bir mülteci,
Sözüm ise ağzı var dili yok, mahcup bir dilsiz kaval.
Seni her andığımda, kelimelerim bir zabıta baskınından kaçar gibi,
En kuytu harflerin arkasına saklanıyor
Ben yine sensiz, ben yine dilsiz kalıyorum.
Gidip o ıssız dağ yamaçlarına, o kimsesizliğe sığınır.
Hangi dizeye uzansam, tutunduğum yer uçurumun kıyısı,
Hangi heceye yaslansam, ucu müebbet,
Sonu sürgün, sonu Ankara ayazı.
Söyle ey sevdiğim, hangi itfaiye teşkilatı söndürür
Bu içimdeki geniz yakan serseri yangını?
Hangi lügat temize çeker, gönlümün şu isli küllerini?
Eğer bu sızı biraz sesini yükseltse,
İnan kıyamet kopar göğsümün o karanlık dehlizlerinde.
Yıldızlar, sanki belediye işçileri tarafından
Süpürülüyormuş gibi dökülür birer birer gökyüzünden.
Sular tersine akar, yollar kendi yorgunluğuna çöker,
Toprak bile, kendi kuraklığından, kendi "ah" ından utanır.
Ama sussam, içimde koca bir şehir, temellerinden sarsılır.
Bütün duvarlar sarsılır, bütün kaçak katlar üzerime yıkılır,
Ve o enkazın altından, bir tek senin sesin duyulur.
Anlatması zor be gülüm, susması zaten bildiğin ölüm,
Yaşaması ise her sabah kurulan bir darağacı.
İfadesi müebbet, tahliyesi imkânsız,
Bir sevda davası bu hâkim bey!
Hangi kanun siler, kalbe kazınmış bu kaçak hükmü
Gözlerin, parmaklıkları gül kokan,
Havalandırması olmayan kapalı bir zindan,
Dudağım çatlar da hani o yağmura hasret toprak gibi,
Avuçlarımda sadece, o bilindik adının harfleri kalır.
Geçmek bilmeyen bir kor bu, sönmek nedir bilmez.
Ben yanarım, ben savrulurum.
Yıkın o darağacını, çekin altımdan dünyayı,
Zira benim asıl kıyametim,
Seni andığımda susmak zorunda kaldığım o dilsiz sabahlardır!
Kayıt Tarihi : 21.2.2026 13:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!