İşte ön ittifaklardaki her bir grubun diğer gruba ait totem meslekli isimleri öğretme seremonisi; köleci sistemde Âdem sembolizmiyle kişileştiriliyor ve anlam ediliyordu. İlahların ilahlar karşısındaki isim öğrenme durumu ya da ön ittifak aitlerinin ilahlar karşısındaki adları öğrenme, öğretme durumu da; Âdem’in Mamon karşısındaki öğrenme -öğretme durumuna dönüşüyordu.
Yani ön ittifakın ayrı ayrı gruplarından olma sentez ürünü meleziler; ön ittifakın içindeki ayrı ayrı grup dili olan totem meslekli dillerini tek tek öğrenmesi de Âdem’in her şeyi öğrenmesi oluyordu.
Totem mesleklerinin her biri, kişinin her bir ihtiyacının karşılanması olmakla ihtiyaç nesneleri, kişi ve grubu tarafından söylemesi, öğrenilmesi, iletime olması gereken sözcüklerdi. Bu kabilden dil öğrenme süreci olabildiğince en az dış dünya ilkesini içe alma sürecine de uygundu. Yeri gelmişken söyleyeyim; “şu kadar isime, şu kadar karşılıkla beyin sel kapasite mantığı” en az dış dünya ilkesine de uymaz.
Köleci sistem kendi öncesinin ön ittifaklı müktesebatını, işin ve zamanın gereği sembolik dille çarpıtıp, kendisinin köleci dil olan sembol değerleriyle kodlayıp söylüyordu. Bu da çarpıtmayı oluşuyordu. İman edip susmanız oluyordu. Ya da çelişkileri ortaya koyan anlatımları siz, güncele göre yorumluyordunuz.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta