Ey Nihâl, ey gönül mülkünün sultanı,
“Sevgili” sözü yetmez sana, dilsiz kalır bu dil…
Sende bahar, sende ezel, sende bir sonsuzluk var,
İçimde uçsuz bir deniz, bir sırlı hazine, bir kadim yol.
Sen, güneşin doğduğu ilk sabahın ışığısın,
Bir yudum rakının dudakta bıraktığı sıcak hüzün,
Çiçeğe durmuş bahar dalında tomurcuk hayâl,
Evladın yanağında titreşen sımsıcak emel.
Anamın gözlerinde bir ömür saklı acı,
Babamın avucunda tütün kokan hikmet,
Evimizde öten kuş, yarının müjdecisi,
Ve binlerce duygu ki dile gelmez, sır olur, aşk olur…
İşte sen
Hayatla aramda en zarif köprü,
İki yakayı bir eden en tatlı geçit,
Masalsı bir değirmen ki öğütür zamanı,
Duyuların ötesinde bir nefes ki dolaşır bedende.
Sevgilim, güzelim, Nihâl’im…
İçimizde bir hayat böceği titreşir,
O, tutkunun kanadı, aşkın nabzı,
Erotik bir rüzgâr ki ten tenefüs eder.
O ölürse dünyamız renksiz, tadı tuzsuz kalır.
Yaşat onu,
Bu zârif tutkuyu besle nefesinle,
Bedenler bir mucize, birleşirken ruhlar,
Aşkın şerbetinden iç, metafizik bir kadehle,
Sen ve ben, bir gizemiz; bu ölümde diriliş.
Ey Nihâl, hayatımın tasavvufu,
Mecazlı bir bahçenin gülü,
Benzetmeler seni anlatmaya yetersiz kalır,
Çünkü sen aşkın ta kendisi,
Hem nefes, hem nefes almak…
Sakın solmasın içimizdeki bu çiçek,
Köprümüz hep ayakta kalsın,
İkimiz bir gizli ırmak,
Akıp gidelim zamansız, ölümsüz,
Bu derin sevişmenin şifresinde…
Kayıt Tarihi : 18.1.2026 20:36:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!