Zuhûr etti cihâna o nûr-ı pâk-i Ahmedî,
Münevver kıldı dehr-i dûnu, şems-i ebedî.
Gül-i gülzâr-ı tevhîd, ey şefî-i müznibîn,
Sana muhtâçtır âlem, ey rahmeten lil-âlemîn.
Cemâlin pertevi urdu, kamer oldu şerm-sâr,
Ezelden tâ ebed sensin, gönüllerde karâr.
Basınca hâke kuddûmün, o hâk oldu mübârek,
Adın zikreyleyen kalbe, iner bin bir tebârek.
Feryâd eder bu gönül, hasretinle pür-hizân,
Şefâat kânısın sen, ey mülteca-yı bî-emân.
Gökhan’ın mahzun rûhu, kapında bir gedâdır,
Seni bir kez görebilmek, cihâna bin fedâdır.
Bu dergâhta yanar dâim, o şevk u aşk-ı ilâhî,
Bu garip der ki; sensin derdin penâhı.
Gönül mülkünde sultânsın, ey sultân-ı kibriyâ,
Lütfeyle bu mürîde, kıl nazar-ı kimyâ.
Gökhan Öztürk
Gökhan Öztürk 3Kayıt Tarihi : 5.2.2026 22:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bölüm: Peygamber'in Gelişi "Zuhûr etti cihâna o nûr-ı pâk-i Ahmedî": Hz. Muhammed'in o tertemiz nuru dünyaya geldi, kendini gösterdi. "Münevver kıldı dehr-i dûnu, şems-i ebedî": Sonsuz bir güneş gibi, bu değersiz ve karanlık dünyayı aydınlattı. "Gül-i gülzâr-ı tevhîd, ey şefî-i müznibîn": Tevhid (Allah'ın birliği) bahçesinin gülü, ey günahkarların şefaatçisi. "Sana muhtâçtır âlem, ey rahmeten lil-âlemîn": Ey alemlere rahmet olarak gönderilen, bütün dünya sana muhtaçtır. 2. Bölüm: Güzelliği ve Etkisi "Cemâlin pertevi urdu, kamer oldu şerm-sâr": Senin yüzünün ışığı vurduğunda, gökteki ay bile utancından kızardı (senin güzelliğin karşısında sönük kaldı). "Ezelden tâ ebed sensin, gönüllerde karâr": Başlangıçtan sonsuza dek gönüllerde yer eden, huzur veren sensin. "Basınca hâke kuddûmün, o hâk oldu mübârek": Sen toprağa ayak bastığında, o toprak seninle bereketlendi ve kutsal oldu. "Adın zikreyleyen kalbe, iner bin bir tebârek": Senin adını anan her kalbe, Allah'ın bin bir türlü bereketi ve lütfu iner. 3. Bölüm: Gökhan'ın Hali ve Bağlılığı "Feryâd eder bu gönül, hasretinle pür-hizân": Bu gönül senin özleminle bağırıyor; sanki sonbaharı yaşıyor, sararıp soluyor. "Şefâat kânısın sen, ey mülteca-yı bî-emân": Sen şefaatin kaynağısın, çaresiz kalmışların sığınacak tek limanısın. "Gökhan’ın mahzun rûhu, kapında bir gedâdır": Gökhan’ın bu üzgün ruhu, senin kapında bir dilenci (fakir bir kul) gibidir. "Seni bir kez görebilmek, cihâna bin fedâdır": Seni bir defa olsun görebilmek için bin tane dünya feda edilir. 4. Bölüm: Dua ve Temenni "Bu dergâhta yanar dâim, o şevk u aşk-ı ilâhî": Bu sevgi kapısında ilahi aşkın ateşi ve heyecanı hiç sönmeden yanar. "Bu garip der ki; sensin derdin penâhı": Bu garip kul der ki; bütün dertlerin sığınağı ve dermanı sensin. "Gönül mülkünde sultânsın, ey sultân-ı kibriyâ": Gönül dünyasının tek sultanı sensin, ey yüceliklerin sultanı. "Lütfeyle bu mürîde, kıl nazar-ı kimyâ": Bu yolun yolcusuna (müridine) lütfet; ona öyle bir bak ki, bakışın değersiz bir metni altına çeviren kimya gibi onu iyileştirsin, güzelleştirsin.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!