Dergâh'ı Aşk Şiiri - Gökhan Öztürk 3

Gökhan Öztürk 3
46

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Dergâh'ı Aşk


​Zuhûr etti cihâna o nûr-ı pâk-i Ahmedî,
Münevver kıldı dehr-i dûnu, şems-i ebedî.
Gül-i gülzâr-ı tevhîd, ey şefî-i müznibîn,
Sana muhtâçtır âlem, ey rahmeten lil-âlemîn.

​Cemâlin pertevi urdu, kamer oldu şerm-sâr,
Ezelden tâ ebed sensin, gönüllerde karâr.
Basınca hâke kuddûmün, o hâk oldu mübârek,
Adın zikreyleyen kalbe, iner bin bir tebârek.

​Feryâd eder bu gönül, hasretinle pür-hizân,
Şefâat kânısın sen, ey mülteca-yı bî-emân.
Gökhan’ın mahzun rûhu, kapında bir gedâdır,
Seni bir kez görebilmek, cihâna bin fedâdır.

​Bu dergâhta yanar dâim, o şevk u aşk-ı ilâhî,
Bu garip der ki; sensin derdin penâhı.
Gönül mülkünde sultânsın, ey sultân-ı kibriyâ,
Lütfeyle bu mürîde, kıl nazar-ı kimyâ.

Gökhan Öztürk

Gökhan Öztürk 3
Kayıt Tarihi : 5.2.2026 22:22:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Bölüm: Peygamber'in Gelişi ​"Zuhûr etti cihâna o nûr-ı pâk-i Ahmedî": Hz. Muhammed'in o tertemiz nuru dünyaya geldi, kendini gösterdi. ​"Münevver kıldı dehr-i dûnu, şems-i ebedî": Sonsuz bir güneş gibi, bu değersiz ve karanlık dünyayı aydınlattı. ​"Gül-i gülzâr-ı tevhîd, ey şefî-i müznibîn": Tevhid (Allah'ın birliği) bahçesinin gülü, ey günahkarların şefaatçisi. ​"Sana muhtâçtır âlem, ey rahmeten lil-âlemîn": Ey alemlere rahmet olarak gönderilen, bütün dünya sana muhtaçtır. ​2. Bölüm: Güzelliği ve Etkisi ​"Cemâlin pertevi urdu, kamer oldu şerm-sâr": Senin yüzünün ışığı vurduğunda, gökteki ay bile utancından kızardı (senin güzelliğin karşısında sönük kaldı). ​"Ezelden tâ ebed sensin, gönüllerde karâr": Başlangıçtan sonsuza dek gönüllerde yer eden, huzur veren sensin. ​"Basınca hâke kuddûmün, o hâk oldu mübârek": Sen toprağa ayak bastığında, o toprak seninle bereketlendi ve kutsal oldu. ​"Adın zikreyleyen kalbe, iner bin bir tebârek": Senin adını anan her kalbe, Allah'ın bin bir türlü bereketi ve lütfu iner. ​3. Bölüm: Gökhan'ın Hali ve Bağlılığı ​"Feryâd eder bu gönül, hasretinle pür-hizân": Bu gönül senin özleminle bağırıyor; sanki sonbaharı yaşıyor, sararıp soluyor. ​"Şefâat kânısın sen, ey mülteca-yı bî-emân": Sen şefaatin kaynağısın, çaresiz kalmışların sığınacak tek limanısın. ​"Gökhan’ın mahzun rûhu, kapında bir gedâdır": Gökhan’ın bu üzgün ruhu, senin kapında bir dilenci (fakir bir kul) gibidir. ​"Seni bir kez görebilmek, cihâna bin fedâdır": Seni bir defa olsun görebilmek için bin tane dünya feda edilir. ​4. Bölüm: Dua ve Temenni ​"Bu dergâhta yanar dâim, o şevk u aşk-ı ilâhî": Bu sevgi kapısında ilahi aşkın ateşi ve heyecanı hiç sönmeden yanar. ​"Bu garip der ki; sensin derdin penâhı": Bu garip kul der ki; bütün dertlerin sığınağı ve dermanı sensin. ​"Gönül mülkünde sultânsın, ey sultân-ı kibriyâ": Gönül dünyasının tek sultanı sensin, ey yüceliklerin sultanı. ​"Lütfeyle bu mürîde, kıl nazar-ı kimyâ": Bu yolun yolcusuna (müridine) lütfet; ona öyle bir bak ki, bakışın değersiz bir metni altına çeviren kimya gibi onu iyileştirsin, güzelleştirsin.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!