19.02.2023
Deprem!! Aslında 17 Ağustos’u yaşamış biriyim kısmen hayal meyal birkaç anıdan ibaret büyük deprem diye anlatılan o depremi.. Ama bu başka bir şey; 10 il ve binlerle ölçülemeyen can kayıpları düşünülmesi bile kalplere acı verirken arka planda kaybedilen bir milli servet ve ne olursa olsun sonrasında para denilen şeyin bölge adına bir değerinin olmaması... Doğru, burada para geçmiyor paranın adı bile geçmiyor çünkü harcayabilecekleri market, manav, eczane ya da ne varsa onlar da enkaz, onlar da yok.. Hayat var mı yok mu ya da yok mu oldu?
20.02.2023
Buraya gelmeden önce olduğum yerde önce hayatını kaybedenleri düşünüp onlara üzülüyor, hatta kendime kızıyordum; "gitmem lazım bir can dahi olsa dokunmam, yardım etmem, acılarına ortak olmam lazım" diyordum... Ve ilk fırsatta geldim. Geldiğimden beri yaptığım tek şey bulaşık yıkamak olsa da geldikten sonra gördüm ki bir tas çorba uzatacak el her zaman en zengini oluyormuş. Burada hiç kimsenin bindiği arabanın bir markası, modeli, yılı ya da bir değeri yok çünkü hepsinin taşıdığı insanlar aynı acıları yaşamış ve aynı açlık seviyesini paylaşıyor. Aynı kazandan bizden gelip utana sıkıla yemek istiyor. Arabanın içinde bir aile karnını doyurmak için bize geliyor hatta içecek su bile bulamıyor, bize su soruyor...
Her biri "Allah sizden razı olsun" derken gerçek anlamda yürekten dua ediyor, bizi de mahcup bırakıyor. İnsanların yüzüne bakmayı imtina edip sırf o acıyı görmemek için göz kaçırmak neymiş o zaman öğrendim. İşte biz veren el değiliz ki üstün olalım, biz sadece aracı olarak buradayız ve biliyorum ki veren elin kendisi olan halk da o mahcubiyeti görmek istemez, gözünü kaçırırdı. İnsanlar "Abi teşekkür ederim" dedikçe diyecek bir şeyim yok, insanlar bana dua ettikçe gözüm doluyor "etmeyin" bile diyemiyorum. Aslında daha anlatılacak o kadar çok şey var ki... Zor, çok zor dedikçe kendimden uyanıyorum. Belki gelirken doğru olanı yaptım biliyorum ama geldim geleli utanmaktan, o felaketin bizim başımıza gelmediğine utanmaktan kendimi alamıyorum.
Suyun, tüpün, sigaranın karaborsa olduğu hatta parayla bile alınamadığı, imkanların tamamının imkansızlıklar silsilesi haline döndüğü bir ortam... Allah önce burada bulunan halka sonra da cümleten Türk milletine yardımcı olsun. Bizim buradaki varlığımız bir nebze açlığa belki biraz da çaresizliğe çare olmaya çalışsa da öyle büyük bir felaket sonrasındayız ki daha sonralarını düşünmek; ülke çapında etkilerini yaşayıp belki onlarca yıl bu felaketin manevi acısının ardından maddi zorluklarını çekecek olmamız var...
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta