Güzel eşyalar ediniyorsun kendine,
güzel manzaralar ediniyorsun.
Hatta yaratıyorsun da manzaranı kimi zaman; bir gül, bir mum ya da bir fotoğrafla. Yine de dalıp gidiyorsun seyre daldığından. Hüzün kapı aralığında bekleyen bir şey gibi, bir kadın, bir çocuk, bir adam, işte hangisini arıyorsan; bekliyor orada, burada ve boşlukta. Dalıp gitmelerden bile dalıp gidiyorsun. Yazılmak için bekleyen boş bir sayfadan, sözsüz ve sessiz bekleyince gidip bir süre gelmeyecek mürekkepten, beklenen bir yemeğin yapılışını izlemekten, çay bardağa dolarken kırmızısından dalıp gidiyorsun. İşte böyle gitmelerde, ansızın kaldırdığın bavulun boş olduğunu fark ediyorsun. Terkedilmiş olmaktan kızgın bir ân, o âna kadar birikmiş olan anlamları da, çoktan atmış oluyor bavulundan. Denizsiz dalmalarda hep bir başına, elinde, taşıdıkça ağırlaşan boş bir bavulla; belki kalabalık sofralarda, iştahla çatalının ucundakini ağzına götürdüğün ya da dünyayı sana yapılmış gibi hissettiren biriyle yürürken gülümsemenin dudak kenarlarını hatırlattığı bir ânda, yaşam, bütün birikmiş anlamıyla yıkılıyor sanki, yıkılıyor, yıkılıyor ya da yıkıntılar arasına yıkılıp kalıyor insan. Yaşın ya da zamanın değil, hikâyenin yorgun düşürdüğü bakışları, yerinden oynatılamayan tozlu bir vitrin gibi yüzünde taşıyan birinin gözleriyle ya da içine ışık dolan izlerini aynada görüp, yüzünü sıkıntının tarlası yapmış birinin hikâyesiyle karşılaştığı bir ânda olduğu gibi yıkılıyor insan, yıkılıyor, yıkılıyor ve kalıyor elinde ağır mı ağır boş bir bavulla.
Güzel kelimeler ediniyorsun kendine,
güzel cümleler ediniyorsun.
Hatta gerçeğin olsun diye güzel cümleler kuruyorsun kimi zaman; bir gündüz, bir gece, kendine iki kere inandığın bir ân. Birini kaybetsen diğerini buluyorsun. Yine de dalıp gidiyorsun aradığından. Gündüzlerden, gecelerden, yedeğini bulup inancının bu sefer kendinden dalıp gidiyorsun. Sofralardan, sohbetlerden, uykulara dalmadan uykulardan dalıp gidiyorsun. Hani ayağı da alışıveren bir şey insan, cümlelerin ortasından kalkıp gidiyorsun.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta