Çocuklar vardı, yüzleri, elleri kirlenmiş,
ayak tabanları, topukları, parmak araları simsiyah,
oyunlar oynarlardı, yalın ayak,
ve top koştururlardı, bebek yaparlardı…
Her şeyi kendileri yapmaya çalışırlar,
satın alacak belki de gücü yoktu babaların.
Misketler, ödünç alınırdı,
Kara gözlüm bu ayrılık yetişir,
İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
Elim değse akan sular tutuşur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı.
Ayların sırtında yıllar taşındı,
Devamını Oku
İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
Elim değse akan sular tutuşur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı.
Ayların sırtında yıllar taşındı,
Sonra denizkızıyla karşılaşırlar, onlar için ıssız olan,
oğlan kızı tanırdı, imkânsızdı aşları, yasaklıydılar.
Kaçışırlar kalabalıklardan, kuytuya sigara alışverişine,
sonra oğlan giderdi gözü yaşlı, arkada kalana,
İşte hep böyle imkansız aşklar yüzünden bu yürek hırpalandı, hırpalandı
ve sonunda ağzının tadı kaçtı, sevgiyi hep acıtan bir diken olarak algılamaya başladı....
Yüreğine sağlık abicim....
Bir gün, bir gün kayboldular, her ikisi de,
şimdi, her ikisinin de gözü mavi bulutların altında…
Deniz yok,
deniz kızı yok,
denizlerde dolaşan sandal yok,
ve, sandalın üstündeki Oğlan da yok…
Kim bilir, belki,
ulu bir çınarın altında, elinde baston ve sigarasıyla,
hep gözü ufuklarda, karanın kestiği, “O” koyda, sevgiden, sevilmekten uzak, acı içinde,
belki de, gidenin ardından, “kalanlardan” olarak, bilinmez, ki! ! !
..tşk sevgili Mustafa Yılmaz güzel dizelerdi..
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta