'Kadının biri fuhuş yaparken yakalanmış.Üstelik kocası da odanın dışında imiş.Yani kocası da işi biliyormuş.Gazetedeki resimde bir de çocuk varmış kadının kucağında.Kadın,kocasının resminin çekilmemesi için çırpınıyormuş...'Ne istiyorsanız benden isteyin,kocamı bu işe sokmayın...' diye feryad edermiş.Kocası böbreklerinden hastaymış.Bunun için işten çıkarmışlar.Adam,karısı ve çocuk neredeyse aç kalmışlar.Kocası iş bulamayıp açlık kapıya dayanınca kadın da mecburen bu işe başlamış...'
Nedim usta bunları anlattıktan sonra iç çekerek 'Şu işsizlik kanayan bir yara gibi insanın içini sızlatıyor' diye bitirdi sözlerini.Yüzü, gerçekten derin bir yeis ifadesiyle kaplıydı.
Gözlerine dikkatlice baktım.Neredeyse dolu doluydu...Gerçekten etkilendiği,gerçekten üzüntü içinde olduğu apaçık belliydi.
'İşte...' diye düşündüm.'İşte insan olmak bu olmalı,insanlık bu olmalı.Hiç tanımadığı,hiç bilmediği,hiç tanışmadığı ve hatta hiç tanışamayacağı bir insanın acısını ve ızdırabını sanki kendi acısıymış,kendi ızdırabıymış gibi içinde duymak...'
Böyle düşünürken Nedim Usta'nın sesiyle kendime geldim:
'Hey! .. Çocuklar,gelin size sıcak bir çay ısmarlayayım,içiniz ısınır.'
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı