-Kalk şöyle bir pencerenden dışarıya bak
ne gönderdim sana yağmurlarla
damla damla aşk!
Yönlendir bakışlarını karşıdaki sokak lambalarına
ışığın etrafındaki yağmur damlacıklarını gördün mü?
Nasıl da hızla süzülüyorlar gökten toprağa
izle benim için onları ve hayal et yanında olduğumu
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




nurcan hanım çok güzel yazmışsınız yine tbr
'DAMLA DAMLA AŞK' Dokunmuş satırlarda , okurken ıslandığımı fark etttim adeta şiir in yağmurunda ... okuyanlarda eminim böyle hissetmişlerdir ... Yüreğinize kaleminize sağlık
Hanımefendi
Çok çok güzel bir şiirdi. Severek okudum. Finali çok çarpıcıydı. 10 yakışır.
güneş doğmadan daha üzerine
gökkuşağının eşsiz renklerine bürünerek açarsın gözlerini sabaha
uyandığında yokluğumu hissedip sakın üzülme.
Yine geleceğim pencereni geceleri aralık bırakmayı unutma
rüzgarlarla eseceğim geceleri defalarca teninde...
Bitimsiz saygılarımla...
Âlimoğlu
Yağmur damlalarını saymakla bitiremeyiz,onların hızına yetişemeyiz.Bırakalım üzerimize yağsın, tenimizin heryerini ıslatsın;gözyaşlarımız yağmurla karışsın.Bunun adı damla damla aşk oldu,sadece periler buna şahit oldu...
usta kalemınızden dokulen nadıde satırklarınız için yuregınıze tesekkurlerımı sunarım saygılarımla
usulca kalkarım yanından kıyamam ki seni uyandırmaya
pencerene gök kuşağını çizerim gitmeden
salıncaklar kurarım bulutlara
güneş doğmadan daha üzerine
gökkuşağının eşsiz renklerine bürünerek açarsın gözlerini sabaha
uyandığında yokluğumu hissedip sakın üzülme.
Yine geleceğim pencereni geceleri aralık bırakmayı unutma
rüzgarlarla eseceğim geceleri defalarca teninde...
tebrikelr yüregine saglık saygıalrımla yıldırım şimşek
bazı geceler tenceremi ocak'ta bırakırım xD
böylesi büyük bir aşk ateşi olsan da yakmamalısın...
çünkü bir önceki baharın nadide kokusunu çektiğim ciğerimi pişiriyorum...
gönlüdeki sevdanın ışığıyla tutuşturduğun bu yapraklar gibi kavrulmak üzereyim bu sonbaharda :)
tavanda mıyım şimdi yoksa zeminde mi?
bir yudum mu içeceğim efkârınla yoksa fon-dip mi edeceğim bilemiyorum limonatamı..¿ kimseler görmesin bu manzarayı... çünkü... fırça benim elimde sap-sarı arpa boyu-yorum yoksa senin de aşk umrunda mı? xD
giriş bölümü yani ilk üç mısra en kötü şiiri bile kurtarabilecek kadar güçlü -usta bir şairin elinden çıkmış gibi- finalde bu kadar güçlü olabilseydi şiir daha güzel olacaktı...
şiirde göze çarpan başka orijinal mısra yok gibi oldukça fazlalık var çoğu mısra devrik bu da şiirin eksi yönlerinden biri ve mısra sonlarında kafiye uyumu aranması şiiri gölgeliyor...bu haliyle kötünün iyisi denebilecek bir çalışma diyeceğim ama buna ilk üç mısranın gücü izin vermiyor...
şiirde göze çarpan başarılı yönlerden bir diğeri konunun dağıtılmadan ifade edilişi ama oldukça sıradan bir şekilde...
bu sayfada çok daha güzel şiirler okuyacağım buna inanıyorum...kutlarım kalemi...
Bu şiir ile ilgili 8 tane yorum bulunmakta