Sarmış deniz kızları gibi dalgalar bizi,
Uzun saçları gümüş, şeffaf tenleri fosfor.
Yumuşak başlarıyla sarsarak teknemizi,
Yolcu, gittiğin sahil nerde diye bağırıyor.
Ne bir kıyıdan eser, ne bir ışıktan eser,
Sulardan daha derin, yolun karanlıkları.
Dönülmez akşamın ufkundayız.Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Devamını Oku
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan




vaaaay anasını vaaay...aaaah üstad ah titrettin yine içimi...mekanın cennet olsun...
''Ne bir kıyıdan eser, ne bir ışıktan eser,
Sulardan daha derin, yolun karanlıkları.
Dalgalar, yürüyünüz, arayalım beraber,
Başımızı dövecek yalçın kayalıkları! ..''
''Şu akılsız garip başa, şimdi vurun, vurun biraz...''
Diye bir şarkı mırıldandım ben de...
Ey, büyük şair... Mekânın cennet olsun...
'Ne bir kıyıdan eser, ne bir ışıktan eser, Sulardan daha derin, yolun karanlıkları. Dalgalar, yürüyünüz, arayalım beraber, Başımızı dövecek yalçın kayalıkları! Bu şiiri değerlendirirken zamanın şartlarını çok iyi bilmek gerekir. Üstadımız sanki bir dinsizlik ejderhası ile savaşmıştır. Üstadımızın aradığı devamlı hor ve hakir görülen muhteşem İslam Medeniyeti'dir. O yalçın kayalıklar aşılacak ve milletimiz hakkettiği huzura ve refaha kavuşacak inşaallah. Mekanın Cennet olsun üstadımız. Surdan bir gedik açtınız. Tekerlek tümsekte kalmayacak. Rahat uyuyunuz.'
Bu şiir ile ilgili 13 tane yorum bulunmakta