“Bu Gece Tamara
Bu gece…
Bütün şehir, adını bir sır gibi taşımalı dudaklarında, Tamara.
Her nefes seni hatırlatmalı,
her sessizlik seni çağırmalı,
her gölge sensizliğin yarasını taşımalı.
Gökyüzü bile eğilmeli üzerine,
çünkü yıldızların her biri
senin teninin o tarifsiz kokusunu hatırlıyormuş gibi titriyor bu gece.
Sanki yıldızlar bile
seni düşünmeyen bir gecenin karanlığa layık olmadığını biliyor.
Rüzgâr, saçlarının en ince telinden öğrendiği büyüyü
şehrin bütün yüksek tepelerine,
bütün karanlık koridorlarına ve
bütün yalnız kalplere bırakmalı.
Çünkü bu gece, rüzgârın bile tek bir vazifesi var:
seni hatırlatmak.
Ve papatyalar…
Sana layık bir kraliçelik tacı gibi açmalı yapraklarını.
Her biri beyazlığını senden almış gibi
masum, kırılgan, ama bir o kadar da asil durmalı.
Çünkü sen, yalnızca özgürlüğün kızı değilsin;
aynı zamanda aşkın en derin adısın.
Toprak, tanrıların huzurunda titreyerek yıkanmalı;
sanki uzun zamandır unuttuğu güzellikleri
senin adını duyunca hatırlıyormuş gibi.
Yağmurlar, karanlıkları yaran ince bir kılıç gibi düşmeli şehrin üzerine;
kirleri, kötülükleri,
ve zamanın biriktirdiği tüm gölgeleri
senin hatırına silip atmalı.
Sokaklar arınmalı,
duvarlar nefes almalı,
pencereler, kapılar, çatılar
senin ismini duyunca açılan bir dua gibi titreşmeli.
Her köşe başı,
kalbinin derinliklerinden süzülen o ince kokunun
gizli bir mabedine dönüşmeli.
İnsanlar yürürken
hiç fark etmeden
bir ürperti hissetmeli içlerinden—
çünkü adının titreyişi
şehrin damarlarından geçiyor bu gece.
Irmaklar yönünü sana çevirmeli.
Her damla, seni arayan bir gözyaşı gibi
kaderine başkaldırmalı.
Suların doğası bozulmalı;
aşkın düzeni, dünyanın düzenine meydan okumalı.
Dağlar yorulmalı artık,
içlerinde yıllarca sakladıkları çığlık
bu gece kendini bırakmalı rüzgâra.
Dağların nefesi bile seni aramalı.
Ve o çığlık,
ırmakların omzunda
hıçkırıklarla kalbime akmalı.
Irmaklar, denize değil—
senin varlığına doğru akmalı bu gece.
Çünkü aşk,
bazen suyu bile kaderinden vazgeçirecek kadar güçlüdür.
Bu gece karanlık,
geceyi sarhoş etmeye cesaret edememeli.
Çünkü güneş, alışılmadık bir ihtişamla
gecenin koynundan doğmalı;
sanki senin adını duymuş gibi
ışığını şehrin üstüne sermeli,
karanlıkları kül etmeli.
Biriken acıları eritip
şehrin saçlarına yeniden umut takmalı.
Bu gece, günahkâr gecelerin yarım kalmış hikâyelerine,
aşksız heveslerine,
ve kırık sevdalarına karşı
saf bir sevdanın hemografisi yazılmalı.
Geçmişle gelecek arasındaki tüm perdeler
senin adınla yırtılmalı.
Ve hiçbir tapınakta,
hiçbir tanrıçanın mermer teninde
barınmamalı sözlerim.
Çünkü bu gece,
şiirlerin tek bir isme boyun eğdiği gece:
Tamara.
Ey dağların özgür kızı,
rüzgârın kardeşi,
barışın çocuklarına umut taşıyan narin bir kuş…
Sen.
Sen ki, özgürlüğün kendine taktığı bir isim gibisin;
sen ki sevdanın kalbime işlediği bir mühürsün.
Sen ki acının ve sevdanın
aynı anda yürüyebildiği
ender yolların sahibisin.
Ve ben,
o yolların ayak izlerini takip eden
yalnız bir yolcuyum bu gece.
Ama yalnızlık bile güzel
senin adın geçince.
Bu gece…
Bütün şehir geçmişin ağırlığını bir kenara bırakmalı
ve senin ışığına boyun eğmeli.
Çünkü bu şehir,
nefes aldığı her an
senin adının bir yankısı olmayı hak ediyor.
Bu gece Tamara…
Bu şehir…
bu kader…
bu sessizlik…
hepsi seninle yeniden yazılmalı.
Ve ben,
bu gecenin bütün ağırlığıyla,
bütün çıplak duygularımla
sana bir tek cümleyle bakmalıyım:
“Sen varsın ya…
Bu gece bile güzelleşiyor.”
Kayıt Tarihi : 10.1.2026 13:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Şiir




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!