Bulutlar eğilir, öper alnını,
Güneş sende saklar altın yanını.
Sarsılmaz bir tahttır sanki varlığın,
Dağların efendisi, duy feryadını.
Zirvenden süzülen gümüş bir katre,
Ulaşır ovaya, değer her zerre.
Sen ki göğe komşu, vakur ve mağrur,
Deryan seni bekler her bir seferde.
O derya ki derin, dağların aynası,
Dalgalar içinde saklı rüyası.
Senin heybetine vurgun yüreği,
Eriyip gitmektir tek bir davası.
Gök ile yer arasında kurulan bu köprü,
Aşkın mühürlediği en kadim öykü.
Hasret rüzgarıyla savrulan bu can,
Zirve derya ile bulsun o mülkü.
Fırtına kopsa da sarsılmaz yerin,
Sırrın kayalarda, uykun çok derin.
Dağların efendisi, bak yeryüzüne,
Sana sevdalıdır o sonsuz serin.
Gümüş yamaçlardan çağlayan sular,
Deryanın bağrında sükûnu bulur.
Sen yukarıda şah, o aşağıda mah,
Bu devran aşkınla nefesle dolur.
Ne yollar tükenir ne biter bu yol,
İster bir kartal ol, ister rüzgar ol.
Deryanın koynuna dökülür her dem,
İster bir pınar ol, ister nehir ol.
Yedi iklim geçer, mevsimler döner,
Zirvende parlayan yıldızlar iner.
Deryanın bağrına düştüğün o an,
İçinde harlanan o ateş söner.
Gök gürler, duyulur taşın sedası,
Denizde yankılanır dağın duası.
Bir yanda buz kesen o sert ihtişam,
Bir yanda ummanın sonsuz vefası.
Toprak şahit olsun, su şahit olsun,
Güneş bu sevdanın rengine dolsun.
Efendiyle derya birleştiği an,
Zamanın kalbinde bir mühür kalsın.
Biri göğün şahı, Dağların Efendisi,
Biri suyun ruhu, Dağların Deryası.
Garip Murat der ki; bu vuslat anı,
Cihanın gördüğü en büyük davası.
Kayıt Tarihi : 4.1.2026 15:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!