Bir sabah uyandık
aynaya baktık
yüzümüz bizdik
ama gözlerimiz kiracıydı.
Sokaklar uzundu, vicdanlar kısa,
hakikat köşe başında ağlıyor,
yalanlar takım elbise giymişti.
Herkes konuşuyordu
kimse dinlemiyordu
en çok da kendini.
Bir ekmek bölünürken değil,
paylaşılmadığında bayatlar;
bunu unuttuk.
Komşu açken tok yatmanın
adına “hayat” dedik,
“kader” dedik,
“bana ne” dedik.
Çocuklar büyümeden yaşlandı,
kelimeler anlamını yitirdi.
“Adalet” ağır bir kelimeydi,
taşıyamadık.
“Merhamet” eski bir masal oldu,
çocuklar inanmadı.
Ekranlar parlaktı
kalpler karardı.
Herkes her şeyi biliyordu
ama hiçbir şeyin
sorumluluğunu almıyordu.
Gürültü çoğaldı,
hakikat sessiz kaldı.
Bir ülke düşün
mezarlıkları dolu,
hafızası boş.
Ders alınmamış hatalar
bayrak gibi sallanıyor.
Yanlışlar alkış alıyor,
doğrular sürgünde.
İyilik,
gizli yapılması gerekirken
ayıp oldu.
Kötülük,
utanması gerekirken
cesaret kazandı.
Bir annenin duası
bir çocuğun çığlığına yetmedi,
bir babanın suskunluğu
bir nesli susturdu.
“Bana dokunmayan yılan”
şehir oldu,
ülke oldu,
dünya oldu.
İnsan insana yabancılaştı,
yabancıya benzedi.
Güven, kilit altına alındı
anahtarı kayboldu.
Söz namus olmaktan çıktı,
sözleşmeler çoğaldı
insan azaldı.
Ve çürüme
bir anda gelmedi.
Sessizce yerleşti.
Önce dilden düştü edep,
sonra gözden düştü hak,
en son kalpten düştü vicdan.
Ama hâlâ
bir ihtimal var.
Bir çocuğun “neden?”i,
bir yaşlının “ah”ı,
bir gencin susarak direnmesi…
Bunlar çürümez.
Toplum,
yeniden doğmaz belki
ama silkelenir.
Yeter ki aynaya bakınca
suçu camda aramayalım.
Çünkü
çürüme sokakta değil,
insanın vazgeçtiği yerde başlar.
Ve her vazgeçiş
bir ülkeyi biraz daha
eksiltir.
Kayıt Tarihi : 2.1.2026 14:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!