Bazen bıraktığın yerde bulamazsın zamanı.
Bir an ayrılsan mutluluğun yanından hemen üşüşür akrep ile yelkovan.
Bak hüznün ne kadar taze ve gün ışığına ne kadar duyarlı.
An ve an yeniler, zamanın dışına taşan bir aşkta kendini.
Bırak artık sırrını kendi ellerinle öldürdüğün o çocuk saklasın.
Kelimelerinle toprağa çizgiler çizerek bitir geri kalan ömrünü.
Neymiş şiirle yatıp kalkıyormuşum.
Kolay mı sanıyorsun perdelerini üzerine çekmiş karanlığı tekrar ve tekrar doğurtmak kelimelerle...
Yıllar önceydi; kulağıma eğilip bir şiiri fısıldayan kadının dudaklarındaki intiharım.
Ceplerimde biriktirdiğim telefon kartları vardı ama ölüyorum diyebilecek kadar dakikam yoktu o gün.
Ne tesadüf ki yakacak bir sigaram da yoktu(!) soğuyan yüzüme üfleyecek kadar.
Birkaç kitap vardı kokladığım.
Bana geçmişte yaşadığım bir acıyı hatırlattınız dedim.
Hiçbir şey göründüğü gibi değil dedi.
Hiçbir şey sevdiğim gibi değil diye düzelttim.
Uyandığımda ikili kanepede ayaklarım boşluğa değiyordu.
Elimdeki kitap yere düşmüştü.
İki büklüm olduğum yerden doğrulurken;
Ey aşk…
(…) gizle beni.
Üstü çizilsin sembollerin.
Nikotinli öpücükler kucağında,
üşüyen varlığım için,
benle başlayan her anlamın üzerini ört,
Son oyununu oynadı palyaço
Dün gece, incelen düşlerinde
Tebessümler çizdi; kanayan dudaklarıma
Fırça izlerini bırakarak hüznün...
İzledim
Avuçlarındaki çizgiler kadar doğru olamayan bir adamın,
Yüzünü kapadığın hüznünü bırakıyorum masana.
Birazdan sancılanacak zaman.
Çığlık çığlığa bir şiiri daha doğuracak.
Dağınıklığı bana, vurdumduymazlığı sana benzeyen...
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!