Otuz dokuz yıl önceydi
on bir aralık 1962 akşamı
babamla gözlerimi açtığım hayata
30 mart 2000 sabahı,veda ediyordum
çisil çisil yağan yağmur altında
ayrılık zor,yokluğu acı olsada
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Çok özledim neredesin baba
Otuz dokuz yıl önceydi
on bir aralık 1962 akşamı
babamla gözlerimi açtığım hayata
30 mart 2000 sabahı,veda ediyordum
çisil çisil yağan yağmur altında
ayrılık zor,yokluğu acı olsada
Babamın ölümüyle tatmıştım ilk
kimsesizliğin
ve çaresizliğin ne olduğunu
onun yokluğunda anladım,
büyük olmanın ve babalığın
ne kadar zor olduğunu
Baba evin direğiydi;
baba aileyi kuşatan el
baba
sevgi ve şevkatin ocağıydı
babam,
babaydı hepsinden evvel
Daha dün gibi hatırımda
bmw moturunun arkasında
her akşam iş dönüşü
ağabeyimle birlikte dolaştığımız
İskenderun turları,
balıkçı barınağının iskelesinden
su üstünde kaydırdığımız taşlar,
martıların çığlıkları
kayaları döven dalgalara
el ayamızla vurduğumuz şamar,
ve;
babamın bizi sarıp okşayan
sımsıcak
sarmaşık gibi kolları hatırımda
Hele bir koçum
bir canım deyişi vardı ki
duymalıydınız dostlar
ciğerinin kokusu saradı etrafımızı
hoş rayihalarla,
çiçeklerin kıskandığını
hissederdim o an
bülbüllerin sustuğunu
iki kez ağladığını görmüştüm
babamın
yalancı kahkahalarla gülerek
inci tanesi dökülüyordu
sanki yüzünden
sevinçten,mutluluktan
diyerek haykırıyordu
Ağlamıyorum,
ağlanacak ne var ki bunda
saklayamadığı gözlerinden
sağanaklar boşanıyor,
sanki ırmaklar nehirler taşıyordu
Hani bunlar oğul balı oğul
oğlum derdin ya baba
hani
oyun oynarken torunların
düşecekler diye elini yumruk edip
koyardın ya böğrüne,
hani
her akşam kurk misali
toplardın bizi
basardın ya yüreğine
şimdi yattığın yerden doğrulupta
ahhh keşke,ahhh keşke
bir kalkabilsen baba
bi kalkabilsen
darmadağın oldu ocağın
savruldu dört bir yana
oğulların,oğul balların baba
oğul balların
El öpüp bayramlaşmayalı
tam sekiz bayram geçmişti
koskoca sekiz bayram,babasız
senden ayrı uzakta
belekteyken oğul balın Kürşad
şimdi bir demet kır çiçeği elinde
bekliyor gün doğmadan sbırsız
buz gibi alaca şafakta.
Koca çınar devrildi bir başına
yapayalnız
işte salda giden o
babam garip geldi hayata
garip gidiyordu mechule
sessiz sedasız
takdiri ilahi bu
emir yüceler yücesinden
hüküm onun mülk onun...
Murat Cetin hemşerim şiirin beni fazlası ile duygulandırdı tarifsiz duygular geçti içimden iskenderunda geçirdiğim güzel günleri sayende yad ettim sağol var ol allaha emanet bremenden selamlar
Ölüme diyecek söz yok, veren alıyor, takdir Allah'ın, Allah rahmet eylesin, sizlere sabır ve sağlık versin İnşallah, herşeyin gönlünüzce olması dileğiyle, sağlıkla kalın
Üstat çok duygulu çok güzel dizeler,yüreğine sağlık.Biliyomusun yinede şanslısın Babandan sevgi şefkat görmüşsün ve yad ediyosun ya edemeyenler,görmeyenleri düşünebilirmisin.Çok zor üstad çok zor.
Gecenin bu saatinde
Öylebir ittinki beni uçuruma
Sakın sorma,
Sen kal msağlıcakla.
Koca çınar devrildi bir başına
yapayalnız
işte salda giden o
babam garip geldi hayata
garip gidiyordu mechule
sessiz sedasız
takdiri ilahi bu
emir yüceler yücesinden
hüküm onun mülk onun...
çok güzel kutlarım şairi ve şiiri tam puan+antoloji
Bu şiir ile ilgili 4 tane yorum bulunmakta