Burma bıyığı, uzun boyu, aslında acayip huyu ile çok ilginç bir adamdı çıta emmi.
Yemyeşil ormanların, bir yaz günü nazlı nazlı akan Göksu ırmağının kıyısında, Tırtat yaylasında, kadir emminin bakkal dükkânının önünü yurt edinmişti.
Kamyon kamyon karpuzlar giderdi yaz günleri Feke yolundan yukarı doğru. Nereye giderdi o kamyonlar hiç sorgulamaz, Zaten hiçte gerekte duymazdık. Biz çıta emmiye bakardık yalnızca, çocukluğumuzun kahramanı çıta emmiye.
Niye mi? Çünkü yola çıktığında elini kaldırdığı zaman, bütün karpuz kamyonları duruverirdi.
Sanki “deli Dumrul misali" üç, dört karpuzu kamyoncular, bakkal dükkânının önüne hiç konuşmadan bırakır giderlerdi.
Sessizce bir sigara yakar uzun uzun içine çekerdi çıta emmi. Bacağında siyah bir şalvar, ayağında uzun burunlu bir kundura, üzerinde beyaz gömlek ve o meşhur yeleği olmazsa olmazlardandı. Bir tespihi vardı ki anlatamam. Taşları iri iri, taneleri kocamandı.
Çok merak ederdik ama yanına yaklaşamazdık, sahi bu insanlar konuşmadan nasıl anlaşırlardı, merak ederdik.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta