Rıhtıma geldim bu gün, değişmiş tanıyamadım.
O eski balıkçı sandalları yok artık.
Kaldırmışlar, o soluk ışıklarıyla yanan sokak lambalarını.
Yol kenarına ağaçlar sıralanmış.
Seni hatırladım çımacı ve o zamanları
hani varya, Rıhtımlarda ışıkların yandığı an
bende şimdi öyleyim
kararmaya başlamış dünyam.
Hani senle ilk karşılaştığımız mevsim
ilk tanıştığımız zaman var ya
dertlerini anlatmıştın.
hani kıskanmıştın gençliğimi,
yeniden baharı yaşamak istediğini söylemiştin
gözlerin dolmuştu.
Başını çevirip denizin masmavi sularına bakarak
tuzlu gözyaşlarını karıştırmıştın o derin mavi sulara.
Sonra bir çocuk mahsumluğunla yüzüme bakarak gülümsemiş
bazan gelir böyle hatıralar beni yeniden yaralar geçer giderler demiştin
Ah çımacı ne kadar doğru söylemişsin,seni anlayamamışım o zamanlar.
Biliyor musun şimdi değişti zaman.
Artık çımacılar yok rıhtımlarda.
Rıhtımdaki lambalar da soluk ışıklarıyla yanmıyorlar eskisi gibi artık.
Hani, gelen balıkçı motorlarının hikayelerini anlatırdın
hani, gözlerin dalardı uzaklara bakıp derin bir iç çekerdin.
O arada bir sandal gelirdi sen acele adımlarla ona doğru giderdin.
Birden aklına ellerin gelirdi.
Ellerin
Ellerin nasır tutmuştu.
Utanırdın ellerinden, uzatmazdın kimselere
hissetmek istemezdin o nasırsız elleri ellerinde.
Senin de bir gururun vardı ve tertemiz bir kalbin...
Ne aşklar yaşanmıştı senin rıhtımında ve ne çok ta ayrılıklar...
Seni kahreden ayrılıklardı
içini ezerdi, kalbini burkardı bu ayrılıklar
kendin gelirdin aklına, kaçmak gitmek gelirdi içinden
ama sen kaçamazdın
Acısı kahrederdi, bırakmazdı seni anıların
yakalarlardı seni kıskıvrak.
Oysaki ne kadar çok sevmiştin O'nu
O evet O
seni bir türlü bırakıp gitmeyen O,
seni kahreden seni paramparça eden O
baktığın her yerde gördüğün O,
balıkçı sandallarında kürek çeken,
Rıhtım lambasına sarılmış poz veren
gözleri gibi masmavi denizde yüzen
gündüz güneşte, gece yıldızlarda, parlayan
sana doğru koşup ve bir anda yok olup giden
seni karanlıklara boğan O!
işte bu yüzden gidemezdin buralardan.
Sevmek mi diyorsun ah! sevmek mi?
bulursan bırakma,sıkı sıkı sarıl gitmesin gidemesin diyorsun.
yine gözlerin dalıyor, alnın kırışıyor
yine bir damla gözyaşı süzülüyor yılların yıprattığı yanağından
sessizce siliyorsun
parmaklarının arasında okşuyorsun sanki gözyaşlarını
ve birden genç bir delikanlı çevikliğiyle fırlıyorsun ayağa
koşar adımlarla gidiyorsun
orda kenarda tek başına kalmış bir ağacın yanına.
Sanki gençliğini yaşıyor gibisin
Ağaca bakıyorsun bir müddet
sonra gözlerin ağacın yanında duran bir taşa dönüyor
çöküyormuş gibi oturuyorsun o taşa.
AH diyorsun Ah! ...
Rıhtımdaki bütün taşlar
denizdeki bütün sandallar duyuyor iç çekişini
ağır ağır kalkıyorsun oturduğun taştan
sanki daha çok yaşlanmış gibisin
zor adımlarla geliyorsun yanıma.
O sırada çocuk sesleri karışıyor rıhtımın havasına
birinin elide bir plastik top.
Belli ki top oynamaya gelmişler.
Seni görüyorlar ve adeta koşuyorlar sana.
Birden gözlerin parlıyor
cebinden renkli yaldız kağıtlara sarılmış şekerler çıkartıyorsun
ve dağıtıyorsun onlara.
Belli ki çok seviyorsun onları,
sonra o plastik topu alıp atıyorsun rıhtımın ortasına.
Sanki aranızda anlaşmış gibisiniz.
Bir müddet seyrediyorsun onları
sonra yine bir hüzün kaplıyor yüzünü.
Sanki kimsenin duymasını istemezmiş gibi
benimde bir evladım olmasını isterdim diye fısıldıyorsun
ve bana dönüp
'sevmek mi diyorsun sevmek mi
bulursan bırakma,sıkı sıkı sarıl,gitmesin gidemesin.'
Seni aradı gözlerim rıhtımda,sanki görecekmiş gibi.
Birden kalbim yerinden çıkacakmış gibi başladı çarpmaya
- işte orada dedim uzakta deniz kenarında yine aynı yerde.
Koşar adımlarla yaklaştım yanına, nefes nefeseydim.
Kanım akmazdı eğer o anda kesselerdi
kısık bir sesle
-merhaba, dedim.
Ağır ağır başını kaldırdı yaşlı adam
bir çift göz,...
yabancı bir çift gözdü bana bakan.
Bir anda bumbuz kesmişti her yanım.
Kendimin bile duyamadığım bir sesle seni sordum
yaşlı adam yavaşça yerinden kalktı,
beni, şimdi sıra sıra dikilmiş ağaçların arasında
bir yaşlı ağacın altına getirdi
yanında hala duran taşı gösterdi.
-Bir bahar sabahı burda bulduk O'nu ne tuhaftır ki gülümsüyordu.
Bir şeyler yazmak istemişti besbelli.
Dedi yaşlı adam
ama biz bir mana veremedik.
Taştaki yazmaya çalıştığın yazılar silinmeye başlamıştı artık.
Bana yabancı olmayan, hiç unutamadığım
senden bana kalan tek hatıra...
'Sevmek mi diyorsun, ah sevmek mi! ..'
BULDUYSAN bırakma, sıkı sıkı sarıl
gitmesin gidemesin
gidemesin...
Şubat 2002
.
Fulya ÇelikbilekKayıt Tarihi : 27.3.2004 01:36:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

ama şairane bir anlatımınız var
TÜM YORUMLAR (2)