Otuz sekiz ayak gelirdi sizin sokak,
Kırk bir numara ayakkabılarımla.
Duvardan duvara kaç kere saydım.
Kaldırım yoktu sizin sokakta.
Ben sizin sokağı; gözüm kapalı bilirdim.
Beş yüz altmış altı adımdı, bir ucundan bir ucu.
Oysa iki ucu da açıktı sizin sokağın
Bir gün sen çıkıp gittin,
Ban hala ordayım sizin sokakta.
Kuzey tarafından sinemaya çıkardı,
Sinema çıkışlarında,
Hep sizin sokaktan geçerdim.
Nerde bir işim olsa,
Yolu hep sizin sokağa uğratırdım.
Kapınızın sağındaki kapıda;
Seher teyze otururdu.
Beni de çok severdi bilirsin.
Yolda falan karşılaşırdık bazen,
“Nasıl gidiyor” diye sorardı.
“İyi” derdim.
Bilirdi sana yangın olduğumu.
Ben sizin sokağı çok severdim.
Tarifsiz bir huzur bulurdum orda.
Sizin sokağın tam ortasında!
On dört numara, lacivert demir kapı…
Önünden öyle geçip giderdim işte!
Sizin kapının solunda
Nerimanlar vardı, hiç unutmadım
Hani lisenin son gününde
Aptallar gibi bakışırken;
“konuşsanıza ne aptal, aptal bakıp duruyorsunuz”
Deyip, ellerimizi birbirine kenetleyen kız.
Sizin sokak ne güzeldi.
Ne güzel insanları vardı sizin sokağın.
Gündüzleri utana sıkıla geçerdim,
Kızlar hiç utanmadan;
“Seninki geçiyor” diye bağırırlardı sana,
Kıpkırmızı olurdum…
Geceleri daha rahat, daha bir cesur geçerdim.
Sokağın başında başlardı kokun.
On dört numara, lacivert demir kapının önüne gelince;
Mışıl, mışıl uyuduğunu görür gibi,
Yürek atışlarını duyar gibi olurdum.
İki ucu da açıktı sizin sokağın
Bir ucundan kız mesleğe çıkardı
Diğer ucundan sinemaya,
Bir gün sen çıktın gittin beyaz gelinliğinle.
Yanında buz gibi bir oğlan vardı!
Bilmezdi sizin sokağın enine kaç ayak,
Boyuna kaç adım olduğunu.
Be hala ordayım, sizin sokakta.
Çıkmaz sokakta.
Kayıt Tarihi : 2.3.2011 00:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!