Aslangül, 18 Ağustos 1929 tarihinde Ankara Kızılcahamam’ın Pazar bucağında doğdu. Babası Ankara’nın tanınmış vaizlerinden, dinî kitaplar yazarı Halil Aslangül, annesi ise Hanım
Aslangül’dür. Ankara Çubuk Sirkeli bucağı ilkokulu ve Ankara Kurtuluş Ortaokulunda ilköğretim dönemini tamamladı. Sınavla İstanbul Haydarpaşa Lisesinde yatılı okumaya hak kazandı (1953-
1956) . Ankara Üniversitesi HukukFakültesinde yüksek öğrenim görerek hâkim/yargıç oldu (1960) . Sırasıyla
Malatya Hekimhan, Nevşehir Kozaklı,
Tokat Niksar ve Ankara Keskin
(şimdi Kırıkkale’ye bağlı) ilçelerinde
hâkimlik yaptı. 1980 yılında Yargıtay
Tetkik Hâkimliğine atandı. 1982-1988
yılları arasında Askerî Yargıtayda altı
yıl Yetkili Hâkim olarak hizmet verdikten
sonra Yargıtaydaki görevine dönüp
1994 yılında emekliye ayrıldı. Yargıtay
dergisinin yayımlanması konusunda
önemli hizmetleri görüldü. Emeklilik
döneminde Ankara’da sanat çalışmalarını
sürdürdü.
Eserleri
Güzelleme,
Gülümser,
Yüz
Güzel
Sigara Dumanı
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!